CENDAM 25 Takipçi | 0 Takip
Kategorilerim

İNGİLİZCE

Hayvanlar

Şiir

Müzik

CENGİZ DAMAR:ÖYKÜ VE HİKAYELER

Spor

HOBİ

Ünlüler

NEDİR

Sağlık

TÜRKİYE COĞRAFYA

HATTUŞAŞ YANIYOR-KELENDRİSTE AŞK

CENGİZ DAMAR MASALLARI

Aşk

KOVBOY MÜZİKLERİ

CENGİZ DAMAR= ŞİİRLERİM

CENGİZ DAMAR- MAKALELER

BİTKİLER

DEYİMLER VE AÇIKLAMALARI

HAREKETLİ GİF RESİMLER

MASALLAR

ALMANCA BURÇLARIN TANIMI

İNGİLİZCE FİLM ÖZETLERİ

İNGİLİZCE TÜRKÇE KİTAP ÖZETLERİ

ALMANCA KİTAP ÖZETLERİ

KİTAP ÖZETLERİ

ÜNLÜ ŞAİRLERİN ŞİİRLERİ İNGİLİZCE TÜRKÇE

İNGİLİZCE TÜRKÇE YEMEK TARİFLERİ

FRANSIZCA

Diğer İçeriklerim (1166)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (25)

DEDİKODUYU NEDEN YAPARIZ

2013-09-28 18:28:00

  Şunu herkes iyi bilir ki,dedikodu yapmak,iyi bir şey değildir. İnsanların zafiyet zayıflığı mı? Yoksa aşırı merakı mı? Yada adına kıskançlık mı diyelim,bütün bu malzemeleri bir araya getir ipte,cadı kazanını,fokur fokur kaynatması dersek,daha mantıklı olur. Dinimiz kesinlikle dedikoduyu yasaklamış ve büyük günah olduğunu belirtmiş. Dedikodunun Türkçe sözlük karşılığı: Bir kimseyi çekiştirmeye,kınamaya yönelik söylenti-Kulikal-demekmiş. Tabi ki insanın var,olduğu yerde dedikodunun olmaması,imkansız gibi bir şey. İngilizce karşılığı Gossip`miş. İngiltere`de yapılan bir araştırmada erkeklerin kadınlardan daha fazla dedikodu yaptığı belgelenmiş. Erkekler kendi aralarında ama her konuda dedikodu yapmakta imişler. Kadınların dedikodu sıralamasında ilk sırayı hemcinsleri almış. Tabi bu sıralamada ki,puanları kaynana gelin çekişmesi arttırmıştır. İstatistiklere göre en çok iş yerinde dedikodu yapılıyormuş,yalnız bu da iş konunu ile yasaklanmış ve suçu da işten atılmak Acaba böyle bir istatistik Türkiye`mizde yapılmış olsaydı,sonuç nasıl çıkardı? Bu kadar kötü bir şey,neden yaşamımızın büyük bir bölümünde,insanlar için cazip gelmekte? Kişilerin deşarj olarak kullandıkları,bir terapi yöntemi olabilir mi? Fazla ileriye gitmeden,hepimizin yaptığı ve arkasına saklandığı bir silah olamaz mı? Örneklersek,bir işyerinde,amirimiz bizden,hoşlanmıyor ve her ortamda belli ediyorsa,şartlar eşit olmadığı için,hemen savunmaya geçerek,arkasından dedikodu üretmiyor muyuz? Tabi ki haklı olarak söylenenler,bu katogorinin dışında. "Görünen köy kılavuz istemez." Bu Atasözümüz de ,konuya ışık tutmakta. Birde amacından çıkarak,acımasızca yuva yıkacak veya bir insanın istikbali il... Devamı

ERKEKLERN BAŞININ BELASI KELLİK ÜZERE

2013-02-03 19:41:00

Kellik Erkeklere Kadınlardan Geçiyormuş Erkeklerin başının belası olan kellik,son yapılan gen araştırmaların da(Alman araştırmacılar) kellige sebep olan gen’i bulduklarını açıkladılar.Erkeklerin karizmasını bozan bu gen, babadan değil de dayıdan genetik mirasmış. Kadınların dişilik kromozonu olan X’ten erkeklere geçmiş. Kel erkekler eskiden oldugu gibi,maden olan yerde ot bitmez,Japon savaşcılarıda daha erkeksi görünebilmek için saçlarını kazıtırlardı, sex gücüm (Testeron) erkeklik hormonum fazla da, beni daha karizmatik gösteriyor gibi lafların artık arkasına saklanma ihtiyaçlarına gerek kalmadı. Bu son bilimsel tesbitle, ellerine büyük bir koz geçti. Kelliğin faturasını artık rahat rahat kadınlara çıkarabilirler. Türk toplumun da kellikle ilgili birçok deyim ve tekerleme yerini de almış, bunlardan bazıları şunlardır. Kel, kel kendine gel. Kelin merhemi olsa kendi başına sürerdi. Kel başa şimşir tarak gibi. Tabii ki masallalımıza kadar kellik girmiş ve masal kahramanımız Keloğlan ortaya çıkmış. Tarihimiz de yine bir çok ünlü kel vardır. Bunlardan birisi de Kel Aliço’dur. Kel Aliço: Ünlü bir yağlı güreş pehlivanıdır, 27 sene üst üste Kırpınarda baş pehlivanlığı kimseye kaptırmamış, kendisi de güreşci olan Sultan Abdulaziz Hanın gözde baş pehlivanlarından birisi olmuş ve saray da şamdancı başılığına getirilmiş. Kel Aliço 70 yaşın da iken Çırağı Adalı Halil ondan 25 yaş küçük olmasına rağmen Aliço’ya meydan okumuş ve bunun üzerine yaptıkları güreşten kel Aliço galip çıkmış. Destan yazdığımız Çanakkale’de bir mevzimizin ismi de çal tepedir. Çal demek, kel demektir. Erkeklerin saçlı görünme tutkuları,peruk sektör&uum... Devamı

KADINLARI ANLAMAK ZOR MU

2013-01-27 23:37:00
KADINLARI ANLAMAK ZOR MU |  görsel 1

    Kadınları anlamak, dünyanın en zor bilinmeyen denklemi olmalı. Bu konu hakkında, binlerce söz söylenmiş, binlerce kitap yazılmış. Ünlülerin kadınlar için söyledikleri ünlü sözler tarihe geçmiş. Kadınları çözmek bu kadar zor mu? Bu konu zor olmazsa, yüzyıllardır gündemde kalmazdı. Bilinmeyen gizemli şeyler, insanı kendine çeker. Kadınları erkekler çözmüş olsa idi, kadınların cazibesi hala devam eder miydi? Victor Hugo’nun kadınlar için şu ünlü sözü tarihe geçmiştir. “Kadını güzel yapan tanrıdır, sevimli yapan şeytandır.” Victor Hugo’nun bu sözünde, ruhani bir açıklama vardır. Kadını tanımlamasına mistik bir hava katmış. Bu sözünde tanrı ile şeytanın yerini değiştirsek, yine aynı sonuç ortaya çıkıyor. "Nerede şeytan başarısız olursa oraya kadını yollarlar." Bu rus atasözü de kadına şeytanın bile aklının ermediğini özetlemiş.Hiçbir mantıklı tanımlama kadını anlatamaz. Sözün ve mantığın bittiği yerde kadının aklı, sevgisi, hırsı, kıskançlığı, cazibesi, anneliği, dişiliği, altıncı hissi ve vücudunun fiziki silahları devreye girer. Vücudunun fiziki silahları saymakla bitmez. Bir bakışıyla en kuvvetli savunmayı teslim alabilir. Kirpiği ile çelik zırhları kolayca deler. Kaşını şöyle bir kaldırışı veya çatışı, karşısındakini deli eder. Dudakları,saçları öldürücü silahlarının başında gelir. Yuvarlak hatlarını silah olarak kullanmasına hiç gerek yoktur. Yanakları,gamzesi, elleri, tırnakları, parmakları, bacakları, sesi, gözyaşları, boynu, kulağı, vs, vs, saymakla bitmez. Bu kadar değişik özelliği olan ve bu özelliklerini nerede,... Devamı

Yurt Dışında Yaşayan Türkler En Çok Neyi Özlüyorlarmış

2013-01-02 11:31:00

Yurt dışında yaşayan Türklerin özlemlerinin başında Vatan hasreti geliyor. (Havasını,suyunu,toprağını,Türkçe konuşmayı) Vatanında olduğu zaman, kendini daha güvende hissediyorlarmış. Bu ortak özlemden sonra doğdukları, şehir, kasaba ve köyüne özlem, ilk sıralarda yerini alıyor. Ezan sesi, Türk bayrağı görme özlemi, Yiyecek içecek özlemi. Yiyecek içecek özlemi: Kuru fasulye, pilav olarak, ilk sıraya yerleşiyor. Sıralama şöyle devam ediyor: İşkembe çorbası, turşu, kebap, tarhana çorbası, sucuk, pastırma, lahmacun. Sabah ailesi ile yapılan kahvaltı. Kahvaltıda olmazsa olmazları arasında, yağa kırılmış yumurta, beyaz peynir,reçel ve zeytin özlemleri. Piknikte yakılan mangal ve aslan sütü. Kahvede ince belli bardakla çay keyfi, caddede yürürken simit yemeği. Fırından yeni çıkmış taze ekmeği, karpuz, Kavun, domates özlemini had safada çekiyorlarmış. Kahvede bağıra çağıra dostları ile tavla oynamayı. Dostları ile kafa çekmeyi, el şakası yapmayı, ağız tadıyla küfür etmeyi, arabasının kornasına çekinmeden basmayı. Köy düğünlerini, düğünlerde oynamayı, silah atmayı, arkadaşları ile maça gitmeyi, Türkiye'deki pazar tatillerini arıyorlarmış. Ailece komşulara misafirliğe gitmeyi, Güneşli günleri, denizi, sıcak kumları, İnsanların samimiyetini, adres sordukları zaman karşı tarafın yardım etmek için çırpınmasını. Selamünaleyküm, Merhaba, Amca, Abla, Teyze, Abi yemeği. Asker arkadaşlarını, askerlik anılarını dinlemeyi ve anlatmayı. Meyve, Sebze pazarlarından, alışveriş yapmayı, seyyar satıcıları ve bağırışlarını. Şarkı, Türkü, saz dinlemeyi, Takım elbise giyerek, hava atmayı. Dolmuşa otobüse binmeyi özleyenlerde çoğunlukta. ... Devamı

UNUTKANLIK NeDİR UNUTKANLIK ÜZERİNE

2012-12-30 00:27:00

UNUTKANLIK NEDİR   Unutkanlık çok kişinin tam bir kâbusudur, çok zaman da arkasına saklandığımız masum yalanımız unuttum kelimesi. Tıp ve bilim adamları unutkanlığa neden olan sebeplerin şunlar olabileceği konusunda açıklama üzerine açıklama yapıyorlar. Bunların başında b-12 eksikliği, tiroid bezlerinin görevini tam yapmaması, almazier hastalığının başlangıç işareti olabileceği, stres, deprasyon, yanlış beslenme, obezite. Unutkanlığın yaş ile etkisi olduğu da bir gerçek, bunama belirtileri (Ateh) Unutkanlık günlük hayatımızda çok zaman karşımıza çıkıyor ve bizleri çok zor durumda bırakıyor. Telefon numaramızı, ev adresimizi veya ev, araba anahtarını nereye koyduğumuzu hatırlayamamak, kadınlarımızın korkulu rüyası acaba ocağın altını kapattım mı sendromu.   Bu örnekleri çoğaltabiliriz.   Unutkanlık hastalık mı veya bir hastalığın yan etkisinden mi kaynaklanıyor. İki tanımı da kabul edebiliriz, günlük yaşantımızı etkileyecek kadar bir unutkanlık söz konusuysa mutlaka bir uzmana gitmekte yarar vardır. Bu işin uzmanları tarafından,unutkanlığa karşı alacağımız önlemlerin başında stresten, sigaradan uzak durma, sebze meyve ağırlıklı beslenme, spor yapma, temiz havada yapılan yürüyüşler, kilomuza, uykumuza dikkat etme ve bulmaca çözmek belleği canlı tutmak için beyin jimnastikleri, sevdiğimiz kişilerle anıları yâd etme, bildiğimiz türküleri söylemek, günlük okuma gibi faktörlerle unutkanlığımızı,eğer hastalık derecesinde değilse bu önerileri yapmamızı yükses sesle söylüyorlar. Badem, ceviz ve fındık; çekirdekleri ile beraber 1 avuç kuru üzüm ve gölgede kurutulmuş kuru karyısının unutkanlık için faydalı olduğu da söylenmekte. Unutkanlık kiş... Devamı

Engerek Yılanı Hopa Engerek yılanının Özellikleri

2011-09-04 11:40:00
Engerek Yılanı Hopa Engerek yılanının Özellikleri |  görsel 1

HOPA ENGEREGİ (YILAN) Tanım: Vücut boyu 70 cm. kadar olabilen ince boyunlu bir engerek türüdür. Başın üstü karinasız pul ve plakalarla örtülüdür. Gözbebeği dikey, vücut pulları karinalıdır. Sırt tarafı sarımsı griden, kırmızımsıya kadar değişir. Sırtta zikzak veya dalgalı, uzunlamasına koyu renkli bant uzanır. Baş yanlarındaki koyu şerit bariz, gövde yanlarında da siyah bant veya küçük lekeler bulunur. Alt tarafı siyah ve sarımsı beyaz lekelidir. Tamamen siyah örneklere de rastlanır.   Biyolojik-Ekolojik Özellikler ve Yayılış: Sık ormanlıklarda taşlık kısımlarda yaşar. Çay bahçelerinde de görülür. Çay bitkileri üzerinde rahatsız edilirse, aniden ve hızla dalcıklar arasında gözden kaybolur. Türkiye’deki karasal yılan türleri içinde en fazla nemli yerde yaşayan zehirli yılan türüdür. Başının arka kısmı şişkin olduğundan zehir bezi büyüktür. Zehiri insanlar için tehlikeli olabilir. Sıkıştırılmadıkça ve üzerine basılmadıkça insanı ısırmazlar. Yabancılar bu güzel görünüşlü yılanı toplayıp ya da parayla toplatarak yurt dışına götürmüşlerdir. Bu nedenle populasyon çok azaldığından bölgede fare populasyonu çok fazla artmıştır. Son yıllarda uluslar arası antlaşmalarla koruma altına alınmıştır. Besinlerini küçük kemiricilerle kertenkeleler ve kuş yavruları teşkil eder. Canlı yavru doğurur. Türkiye’de Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi’nde Hopa, Arhavi ve Borçka civarında yayılmıştır. Deniz seviyesinden 2000 m. Yüksekliğe çıkabilir.  ... Devamı

DALKAVUK YALAKA KİMDİR OSMANLIDA DALKAVUK HAKLARI

2011-06-22 11:14:00

Dalkavukluk tarih boyunca ballı, börekli zanaat olmuş. Bir insan anasından doğarken, günün değişiyle Yalaka doğması lazım. Sonradan bu ince mesleğini öğrenipte ince ince icra etmek çok zor zanaat. Öyle her önüne gelen Dalkavukluk mesleğini icra edebilseydi günümüzde galiba kimse fakir kalmazdı. Bakmakla meslek öğrenilseydi, kediler ve köpekler kasap olurdu Bu Atasözümüz konuyu ne güzel de özetliyor. Dalkavuğun sözlük anlamı: Kendisine çıkar sağlayacak olanlara aşırı bir saygı ve hayranlık göstererek yaranmak isteyen (kimse), şaklaban, yağcı, yalaka. Dalkavukluk ismi nereden gelmiş: Kavuk, daima üzerine bir şey sarılarak giyilen serpuş olduğu için, dalkavuk esnafına serpuş olarak kavuk seçilmiş ve toplum içinde derhal belli olabilmeleri için, giydikleri kavuğa hiçbir şey sarmamaları, kavuğu çıplak olarak yani ''dalkavuk'' olarak giymeleri emir olunmuş. Böylece bu kişilerin adına, giydikleri serpuştan dolayı ''Dalkavuk'' denilmiş Osmanlı Dalkavukların ağır iş kolu olduğunu düşünerek onlara yönelik, resmen iş kanunu çıkarmış. Bu iş kanunun çıkmasında tabii ki Dalkavukların rolü büyük. Mesleklerini iyi yapmasalardı, bu yasa, … çıkardı? I.Mahmut dönemine ait bir belgede efendisinin bir dalkavuğa yapabilecekleri ve bedel olarak da ödemesi gereken ücret ayrıntılı olarak belirlenmiş. Tarife şöyle: * Dalkavuğun burnuna fiske vurma (fiske başına) 20 Para * Suratına tokat atma (tokat başına) 30 para * Yüzüne mürekkep veya kömür karası sürme 37 para * Bir salkım üzüm sapı ile birlikte yedirme 40 para * Kel başa tokat atma (tokat başına) 45 para * Üzengisi olmayan haşarı hayvana bindirerek olacak... Devamı

YÜZÜĞÜN TARİHİ İLK YÜZÜĞÜ KİMLER TAKMIŞ

2011-06-22 00:44:00

Yüzük tarihimizde erkeklerin ve kadınların ortak kullandıkları bir takı. Yüzüğün kullanılması m.ö. kadar gidiyor ve her kültürde yeri var. Mısırlılar, Romalılar, Bizanslılarda değişik figürlerde kendi kültürlerini yansıtan çeşitli motifli ve figürlü yüzükler yapmış. Romalılar döneminde yılan figürlü yüzükler modaymış ve ilk demirden yapılmış evlilik yüzüğü alyansı da Romalılar kullanmış. Alyans dilimize İngilizceden geçmiş,"Alliance: anlamı ittifak yapma, birbirinin müttefiki olma" 9.Yüzyılda Papa'nın emri ile söz yüzüğü takılmaya başlanmış. Parmaklarımızdan birisine ismini veren yüzük, alyans olarak 2.Ramses'in karısı Nefertari tarafından yüzük parmağımıza takılmış,sadece o parmağımızdan kalbimize giden bir aşk damarının olduğunu (Vena-Amoris) o tarihlerde biliniyormuş. Helenistik dönemde yüzüklerin üzerine değerli taşlar konmaya başlanmış ve ayak parmağına yüzük takılması Hindistan'dan öbür ülkelere yayılmış. Bazı krallar da yüzüklerini mühür olarak kullanmışlar ve yüzük statüyü temsil etmiş. Bizim tarihimizde Yıldırım Beyazıt Ankara savaşında Timur'a esir düşünce yüzüğünün içinde ki zehiri içerek hayatına son verdiği rivayet olunur. Hz.Ali ve Muaviye arasında geçen hakem olayında yine yüzük sembolik olarak başroldedir ve yüzük Halifeyi tayin etmiş. Bundan 20,25 yıl önceleri kredi kartları olmadığı için bazı erkekler altından yapılmış büyük ve abartılı yüzükler takardı ve bu yüzükler parasız kaldıkları zamanlarda kredi kartı görevi yapıyordu. Günümüzde bitirdiği okulu veya mensup olduğu kurumu simgeleyen yüzü... Devamı

GEZEGEN İSİMLERİNİN ANLAMI İSİMLERİNİ NEREDEN ALMIŞLAR

2011-04-09 11:08:00

Gezegenler Güneş etrafında dönen gök cisimleri olarak adlanmakta,gezegenlerimiz isimlerini Roma ve eski Yunan mitolojisinden almışlar. Yıldız isimlerine tarihte genellikle Arapça ve Yunanca isimler verilmiş. Gezegen isimleri ve anlamları şöyle.   Dünya:Eski söyleniş şekli Arz,Acun. Dünya Arapca kökenli bir isim ve anlamı üzerinde yaşanabilir yer. (İng-World.) Dünya: Güneş Sistemi'nin Güneş'e uzaklık açısından üçüncü sıradaki gezegeni.   Neptün: Bu gezegen rasatlara göre ve resimlerde mavi renk olarak gözükmekte, nedenine gelince yapısında ki metan gazından dolayı bu renkte gözüküyormuş. Güneşten uzaklık sırasında sekizincidir. İsmini Roma tanrısı Neptunus'tan almış,Yunan mitolojisinde ki ismi deniz tanrısı Posedion. Denizin mavi rengi bu gezegene ismini vermiş.   Plüton: Yunan mitolojisine göre Nyx Pluto tarafından yeraltı dünyasına Styx nehri üzerinden,ruhları taşıyan kayıkçı Charon'un annesi ve aynı zamanda gece tanrıçası. Uluslararası Gök bilim Birliği (International Astronomical Union; IAU), Plüton'u bir gezegen olarak sınıflandırmışlar ama, aynı dernek 24 Ağustos 2006 tarihinde Prag'da yaptığı toplantıda Plüton'u gezegen sınıfından çıkarak "Cüce Gezegen" sınıfına koymuş ve kendisine verilen Plüton ismini de geri almış. Plüton, bundan sonra diğer göktaşları gibi bir numaraya sahip olacakmış.   Venüs: Dünya'ya göre Güneş'e daha yakın olduğundan yeryüzünden sadece Güneş doğmadan önce veya battıktan sonra görülebilir. Bu yüzden Venüs Akşam Yıldızı, Sabah Yıldızı veya Tan Yıldızı olarak da isimlendirilir. Bir diğer adı da Türkçe &Cce... Devamı

VİCTOR HUGONUN BİLİNMEYEN ÖZELLİKLERİ

2011-03-30 11:44:00

Victor Hugo herkesin bildiği gibi dünya klasikleri arasına giren Sefiller romanını yazan, Fransız yazar ve şairdir. Victor Hugo’nun hayatı ilginçliklerle doludur ve dünyada ilklerin arasında tarihteki yerini almıştır. 1831-1941 arasında çok sayıda şiir, piyes ve roman yazan Hugo, 1841’de Fransız Akademisine seçildi. 1848 ihtilalinden sonra Cumhuriyetçi saflara geçti ve cumhurbaşkanlığı için aday bile oldu. Kendisi seçilemedi, ama seçilen Louis Napolyon’u destekledi. Ancak bu Napolyon da imparatorluğunu ilan edince, Hugo 1851’de Fransa topraklarını terk ederek –yirmi yıl sürecek gönüllü bir sürgünü geçireceği- Channel Adaları’na yerleşti. Burada yazdığı “Sefiller”(1861), onun en çok tanınan ve sevilen eseridir. Sefiller romanını ilk baskısı o tarihlerde Paris’de dört saat içinde satılmış ve bu satış rekorlarına girmiştir. Victor Hugo’nun Sefiller romanını sürgünde yazıp yayın evine göndermesinden sonra yazdığı mektup dünyada en kısa mektup unvanını da ona getirmiş. Sefiller romanını merak eden ünlü yazar yayın evine boş bir kâğıdın üzerinde “?” sadece soru işareti olan mektup gönderir. Yayın evinden gelen cevapta tarihte ki yerini almıştır. Victor Hugo’ya gelen mektubun içinde sadece “!” hayret işareti vardır. Ünlü yazarın sözleri de ünlü sözlerin içinde yerini almıştır, bunlardan en ünlüsü ölümü beklerken yatağından başucundakilere ettiği vasiyettir. “Tanrı''ya inanıyorum, ahirete inanıyorum; fakat hiçbir kilise papazını başımda istemiyorum. Beni seven bütün dünya insanlarının gönülden dualarını bekliyoru... Devamı

GÜRÜLTÜNÜN VE SAĞLIK ÜZERİNE ETKİSİ NEDİR

2011-03-20 22:54:00

Kentlerde yaşayanların ne kadar gürültüye maruz kaldıklarını ve gürültünün insan psikolojisinin bozulmasın da bir etken olduğunu hiç düşündünüz mü? Devamlı gürültülü ortamlarda yaşamak zorunda kalanlar daha fazla kalp krizi geçirme ihtimaliKas tutulmaları, stres, sinirli olma, uyku bozukluğu, ani gürültülerde panikleme, hayata küsme gibi etkenler yaratığını uzmanlar söylemekte. Japonya’da yapılan bir araştırma da düşük yapan hamile bayanların gürültüye maruz kaldıkları ortaya çıkarılmış. İnsan sağlığını bu kadar etkileyen gürültüye karşı bizler ne yapıyoruz? Gürültüsüz bir ortamda yaşamak için, dikkatli davranarak, bu konuda titiz davranıyor muyuz? Her konuda olduğu gibi yine tepkisiz “Bana dokunmayan yılan bin sene yaşasın” Lafımızın arkasına mı saklanıyoruz? Şehirde yaşamanın kuralları ve yasaları vardır. Devamlı arabalarının kornasına basan bir toplum, egzoz standartlarına aykırı sırf ses çıkarsın diye egzozlardan susturucuların zevk için çıkarılması, araçlarının içinden zorla topluma dinletilen yüksek firakanslı müzikler. Düğünlerde, asker uğurlamalarında konvoy halinde ki araçlarla yapılan kornalı, sloganlı, silahlı gürültü çıkarma rezaleti. Mahalle aralarında yapılan düğünler, bütün semtte gece yarılarına kadar özel amfilerle sözüm ona müzik ziyafeti çektiğini sanan zavallılar. Seçimlerde gürültü çıkarma yarışı, sanki kim fazla gürültü yaparsa o seçimi kazanacak zihniyeti. Parklarımızda gece yarısı ninni niyetine dinlediğimiz sarhoş naralar... Devamı

DÜNYA KUPASI KAÇ KERE ÇALINDI -FUTBOL

2011-02-22 20:59:00

Dünyanın en büyük orginazyonlarından biriside dört senede bir yapılan Dünya kupası maçlarıdır. Bu dev organizasyon bugünün teknolojisi sayesinde dünyanın her tarafından milyarlarca futbol severi mıknatıs gibi kendisine çekmekte. ilk dünya kupası 1930 yılında o günkü FİFA başkanı olan Fransız Jules Rimet İsmi ile oynanmaya başlamış ve 2.Dünya savaşı dönemi nedeniyle 1942-1946 yılları arasında yapılamamış. Şampiyon olan ülkeye verilen dünya kupası som altından,bakalik kaplama ve alt tabanı ile birlikte 4.kğ-970 gr ağırlığında 36 cm. uzunluğundaymış. İlk yıllarda dünya kupasını kazanan ülke dört seneliğine emanet olarak ülkesine götürme hakkı sonradan kupanın ismi gibi değiştirilmiş ve 3 kere şampiyonluk alan ülkenin tapulu malı olması kararı alınmış. Bu nadide kupanın başına gelen belki de bizim değimimizle pişmiş tavuğun başına gelmemiş ve üç sefer çalınmış. 1966 Yılında İlgiltere''de oynanan maçlarda kupa finalden önce cam bölmenin içinde sergilendiği westminster cetral Hall''den sırra kadem basar İngiliz polisi kimin çaldığını günlerce bulamaz ve asılsız ihbarlarla polisiye dizilere taş çıkartırcasına uğraşır durur. İlgilizlerin ve polisin imdadına Picles isimli bir köpek(Türkçe anlamı turşu)yetişir ve çöpte gazete kağıdına sarılmış vaziyette ki som altından yapılmış kupayı bulur tabii ki hemen sahibi ile birlikte dünya''da kahraman olurlar. Tesadüfe bakın ki o sene dünya kupası finalini İlgiltere ve Almanya oynar. Kupayı Almanyayı uzatmalarda 4-2 yenen İngiltere müzesine götürür. İngiltere''de o sene Turşu''yu yılın köpeği seçerler ve büyük bir para ödülü sahibine verilir. Turşu''nun şöhret kapısını ... Devamı

SANATÇI KİME DENİR SANATÇILAR İNCE RUHLUDUR

2011-01-13 19:24:00

Güzel sanatlarla uğraşan kişiler ince ruhludurlar, çabuk kırılır veya alınırlar, onlar fiziksel kavganın yerine kalemleri ile kavgasını verirler. 'Kalem kılıçtan keskindir' Sözünü kendileri için yaşam tarzı olarak seçmişlerdir ve toplumun önünde koşarlar, bulundukları her ortamda Lokomotif konumunda olurlar. Haksızlığa karşı tepkilerini yaptıkları, resim, heykel, karakütür, şiir, makale, roman, fıkra ve müzikle dile getirirler, bunlar da adaletsizliğe, açlığa ,savaşa, sömürüye isyan vardır. Hümanistir insanlara kötülüğü dokunmaz,insan haklarını sonuna kadar savunur,acıma duygusu çok gelişmiştir ve ağlayan bir bebeğin sesi onların kulaklarında günlerce kalır. Çevre konusunda duyarlıdırlar, doğanın güzelliklerini ön plana çıkararak, onunla beslenirler, bir bulutun renk değiştirmesi, bir çiçeğin solması, yağmurun sesi, karın lapa, lapa yağması, güneşin doğuşu, yıldızların parlaklığı, denizin dalgaları onlar için ilham kaynaklarıdır. Doğada ki ilahi dengeyi, öbür insanlardan, daha iyi gözle görürler, bırakın bir ormanın yanmasını, bir dal yansa onunla beraber yanarlar ve bu güzelliklerin bozulmasına, şiddetle karşı çıkarlar. Hayvan severlik duyguları ön plandadır, bir atı, bir kediyi veya bir balığı resmederken onlarda ki güzelliği farklı gözle görerek, o canlılığı, o rengi tuvale aktarmak için bu muhteşemliğe resmen aşık olurlar ve onların değerini daha iyi anlarlar, bir kuşun kanat çırpası, ötmesi onlar için bulunmaz bir müzik melodisidir ve bu doğanın bize sunduğu nimetleri, tema olarak kullanarak gelecek kuşaklara aktarırlar. Sanatla uğraşan kişiler kıskanç ve hırslıdırlar, bu sanatçı da olması gereken, normal bir duygudur. Bir şiir okuduğunda veya bir resm... Devamı

GEZEGEN İSİMLERİNİN ANLAMLARI GEZEGENLER İSİMLERİNİ NEREDEN ALMI

2010-12-16 09:01:00

Gezegenler Güneş etrafında dönen gök cisimleri olarak adlanmakta,gezegenlerimiz isimlerini Roma ve eski Yunan mitolojisinden almışlar. Yıldız isimlerine tarihte genellikle Arapça ve Yunanca isimler verilmiş. Gezegen isimleri ve anlamları şöyle.   Dünya:Eski söyleniş şekli Arz,Acun. Dünya Arapca kökenli bir isim ve anlamı üzerinde yaşanabilir yer. (İng-World.) Dünya: Güneş Sistemi'nin Güneş'e uzaklık açısından üçüncü sıradaki gezegeni.   Neptün: Bu gezegen rasatlara göre ve resimlerde mavi renk olarak gözükmekte, nedenine gelince yapısında ki metan gazından dolayı bu renkte gözüküyormuş. Güneşten uzaklık sırasında sekizincidir. İsmini Roma tanrısı Neptunus'tan almış,Yunan mitolojisinde ki ismi deniz tanrısı Posedion. Denizin mavi rengi bu gezegene ismini vermiş.   Plüton: Yunan mitolojisine göre Nyx Pluto tarafından yeraltı dünyasına Styx nehri üzerinden,ruhları taşıyan kayıkçı Charon'un annesi ve aynı zamanda gece tanrıçası. Uluslararası Gök bilim Birliği (International Astronomical Union; IAU), Plüton'u bir gezegen olarak sınıflandırmışlar ama, aynı dernek 24 Ağustos 2006 tarihinde Prag'da yaptığı toplantıda Plüton'u gezegen sınıfından çıkarak "Cüce Gezegen" sınıfına koymuş ve kendisine verilen Plüton ismini de geri almış. Plüton, bundan sonra diğer göktaşları gibi bir numaraya sahip olacakmış.   Venüs: Dünya'ya göre Güneş'e daha yakın olduğundan yeryüzünden sadece Güneş doğmadan önce veya battıktan sonra görülebilir. Bu yüzden Venüs Akşam Yıldızı, Sabah Yıldızı veya Tan Yıldızı olarak da isimlendirilir. Bir diğer adı da Türkçe &Cce... Devamı

ON KASIM-ATAM BUGÜN ON KASIM MAKALE

2010-11-08 13:39:00

Atam bu gün on kasım,arkanda bıraktığın,büyük ulusa el sallıyarak veda edişinin yetmiş birinci yılı. Bugün ne oldu biliyor musun? Saat dokuzu beş geçe,Atasını anmak için her Türk bir dakika da olsa seni saygıyla ve özlemle andı. O gönderlerden inmeyen bayrak,senin için yarıya indi. Sirenler acı acı çaldı,arabaların kornaları ayrılığını selamladı, Hani o Cumhuriyeti emanet ettiğin gençliği,görmeliydin onları! Yüreklerinde ki sana olan aşkı. Onlar şimdi doktor,mühendis,öğretmen,zanaatkar oldular,hani o parmağını ileriye uzatarak,Türke ileriyi göstermiştin. O parmak hedefine kilitlendi,Dünyanın her tarafında,sarı saçlı mavi gözlü devler var. onlar hedefe emin adımlarla yürüyorlar. Ulu önder,sen müsterih ol,gösterdiğin hedeften geriye sapma yok Dün alfabeyi öğrettiğin,o çocuklar çağdaş okullarda,medeni kıyafetler içinde, senin için yazdıkları şiirleri okudular. Atamız ölmedi diye,dosta düşmana haykırdılar. Şimdi radyolar da,televizyonlar da senin sevdiğin şarkılar,türküler söyleniyor. O karanlığın içinden çekerek aldığın Türk kadını var ya? İşte şimdi onlar: Babaanne,anneanne ve anne yavrularının,torunlarının kalplerini bir dantel işler gibi senin sevgini işliyorlar. Atam;Hani laiklik dinsizlik diyorlardı,onlara inat bu Vatan`ın minarelerinde ezan sesi hala dinmedi. Ebedi kabirini,Anıt kabirine elinde çiçeklerle bu ardında bıraktığın,büyük Ulus sel gibi akarak,huşu içinde Kalplerinde Vatan ve senin sevginle sessizce elinde ki o çiçekleri kabrine bırakmanın gururunu ve burukluğunu yaşadılar. Bizler için on kasım senin veda günün değil,yeniden Türkün kalbine doğduğun gün. Senin zamanında olduğu gibi şimdi de içimiz... Devamı

DÜNYANIN EN ŞANSLI İNSANININ VUKUATLARI

2010-10-29 20:36:00

Dünyanın en şanslı insanı olarak guinness rekorlar kitabına giren. Frane Selak,74 yaşında emekli bir müzik öğretmeni. Hırvatistan’da yaşıyor, tam 7 felaketten kurtulmuş ve böylece dünyanın en şanslı İnsanı olarak, bu unvana hak kazanmış.   1962- Yılında Saraybosna’dan kalkan, Dubronik’e giden trene biner. Ama tren raydan çıkar ve birkaç vagon nehre düşer, buz gibi suda 17 kişi boğularak ölür. Şanslı Selak ,bunada şükür diyerek, korkunç kazayı bir kol kırığı ile atlatır.   1963- Yılında kahramanımız yine başına geleceklerden bir haber Zagreb’te DC-8 tipi bir uçağa biner. Binme! Sana yazık değil, öbür yolculara yazık. Olacak ya! Uçak havadayken kapısı açılır ve 20 kişi yer çekimini yenerek, yerle buluşurlar. Bizim ki tesadüfe bakın ki bir samanlığın üzerine pike yapar ve hafif yararlarla kurtulur. Öbür on dokuz kişiye ne mi olur? Merhumlar hakkın rahmetine kavuşur Böyle olacağı belliydi!!.   1966- Yılında arkadaşı Azrail, bindiği otobüstedir.  Otobüs kanat takıp kuş gibi nehre uçar. Dört kişi hayata veda eder. Kahramanımız yine ufak, tefek sıyrıklarla kurtulup, öbür kazaları beklemeye başlar.   1970- Yılında otomobiliyle giderken motor alev alır ve kendini dışarı zor atar.  Sanki araç onun dışarıya çıkmasını beklemektedir.  Selak dışarıya çıkar, çıkmaz benzin deposu infilak eder. Maazallah! Yine verilmiş sadakası varmış.   1973 -Yılında yine doğru durmaz ve otomobilinde meydana gelen patlamada saçlarının bir bölümünü kaybeder. ... Devamı

PUL KOLEKSİYONU PULCULUK NASIL YAPILIR

2010-10-23 20:36:00

Pul toplamak veya pul koleksiyonculuğu yapmak: Ülkemizde son zamanlarda gittikçe önemini yitiren ve ne yazık ki pula gönül veren, kişilerin sayısı hızla azalmakta. Pul koleksiyonculuğu yapan kişiye Uluslararası dilde Filatelist ve bununla ilgili zarf, damga ve posta pulu işine File tali denir. İlk pul tarihte İngiltere’de 1840 yılında ve Osmanlıda 1863 tarihinde basılmış. Osmanlı döneminde ilk basılan pulların değeri 2 kuruş, beş kuruş ve 20 para değerindeymiş. Pul koleksiyonculuğu öbür koleksiyon guruplarına göre en ucuz olanıdır. Pul toplamak çocukluktan başlanırsa o kişiye hayatı boyunca kitaplardan öğrenemeyeceği bilgiler verir ve genel kültürünün normal insanlardan daha fazla olduğunu anlar. Pul toplamak insanın bilgisini nasıl geliştirir: Elinize geçen bir pul’un üzerinde ki resim, o ülkenin tarihine, coğrafyasına, edebiyatına, sporuna, turizmine, şehirlerine, arkeolojisine, ünlüleri hakkında bilgi sahibi olmanıza katkı sağlar ve istemeden de olsa bu bilgiler dağarcığınızda birikir Pul koleksiyonculuğu nasıl yapılır. Posta pulları ve bununla ilgili zarf, kart, damga ve benzeri Saydam plastik pencereli albümler pullar için en güvenli saklama aracı   Odontometre olarak adlandırılan perforasyon ölçme cetveli, maşa pulları terli ve yağlı ellerimizin temasından uzak tutar. Bunlara ihtiyaç vardır pulları nemden, güneşten ve sağlıksız hava koşullarından uzak tutmak gerekir. Pul koleksiyonu yapacak kişi damgalı ve damgasız pullar toplayabilir ve hangi konuda pul toplayacağına da karar vermelidir veya her konuda pul biriktirebilir. Toplayacağı pulların kenar dantellerinin bozuk olmamasına ve bir ko... Devamı

AŞK ACISI NASIL UNUTULUR KİM ÖNCE UNUTUR

2010-10-09 20:13:00

Aşk acısı nedir? Aşk bilim adamlarının tespitlerine göre,bir nevi hastalık,her hastalıkta olduğu gibi,vücudun o bölgesinin,acı,ağrı çekmesi gayet doğal. İşte aşk acısı da bunun bir belirtisi, aşk acısını kalpte çektiğimizi sanıyoruz ve yanılıyoruz,bunu her organımızda çekiyoruz veya yaşıyoruz dersek,abartmamış oluruz. "Aşkın, beyinde muhakeme yeteneğini çalıştıran bölümü etkisiz hale getirdiği, beyindeki kimyasallardan serotoninin aşıklarda ve saplantılı kişilik bozukluğu olanlarda aynı seviyede olduğu belirlendi". "Araştırmaya göre, aşk, beyinde güven, inanç, haz duyma ve ödüllendirme fonksiyonlarını etkinleştiriyor. Aşık olanlarda oksitosin ve vazopressin maddeleri fazla salgılanıyor ve bu da karşıdaki kişiye olan bağlılığı artırıyor ve Tek eşli kadın ya da erkeklerde daha çok oksitoksin salgılanıyormuş." Aşk acısız olmaz mı? Neden olmasın! Tabi ki olur,aşk acısının hat safhada yaşanmasının başında,beynimizin refleksleri ön plana çıkıyor. Acıyı yoğun hissetmemizin türlü sebepleri var,iyi bir ilişkide aşk acısı yerini mutluluk hormonlarına bırakıyor.Dünyaya toz pembe bakmamızı etkiliyor. Karşılıksız sevgilerde,gurur ön plana çıkarak,aşk acısı bütün benliğimizi esir alıyor,sevmek gibi sevilmemekte insanın kimyasını değiştiriyor,agrasif,içine kapanma,kendisini içkiye verme,hayat onun için hiçbir anlam ifade etmiyor. Uykuları kaçıyor,gözü başkasını görmüyor,varsa yoksa kalbindeki.,korkularımızla yaşıyoruz,acaba beni terk eder mi? Korkusu beynimizin bir kenarında devamlı var. Platonik aşklarda yani uzaktan sevmek,aşk acısını hissedenlerin başında geliyor,onu görememek,onun yanında olmamak,onun sesini duyamamak,acısını arttırıyor. Sevgililerin birbirlerine güvenmemesi,acaba sorusunu devamlı,b... Devamı

BAYKUŞ KARGA KUZGUN UĞURSUZ MU

2010-10-08 16:49:00

Baykuş,Kuzgun,Karganın eskiden uğursuzluk getirdiği inancı yaygındı ve halen bazı kırsal kesimlerde Baykuş için bu kanaat devam ediyor. Roma ve Mısır inançlarında baykuşun uğursuzluk getirdiğine inanılmış ve bu yanlış inanç günümüze kadar gelmiştir. Baykuş geceleri avlanan bir kuştur, gözleri,kulakları ve uçma özelliği kusursuzdur. Japon bilim adamları Baykuşun kuşlar içinde en sessiz uçuşu gerçekleştirdiğini bilimsel çalışmalar sonunda ispat etmişlerdir. Baykuş bir gecede 4-5 fare ile beslenmektedir,bu da onun ekolojik denge için ne kadar faydalı olduğunu gösterir. Baykuş eskiden bir evin çatısında öterse o evden cenaze çıkacağına inanılırdı ve halk arasında birisine beddua edilirken "Çatında Baykuş ötsün"denirdi. Karga'da bu ugursuz kuşlar arasında ki yerini almıştır. Kargımak eski Türkçede lanet,beddua etmek anlamına geliyor ve bu kuşun bed sesinden dolayı bu isim ona verilmiş ama ugursuz olarakta kabul görmüş. Ünlü atasözümüz "Kılavuzu Karga olanın burnu pislikten kurtulmazmış"Karga'nın sevimsizliği ve uğursuzlugu ifade etmek için kullanılmış bir ata sözümüzdür. Kuzgun, bu kuşta uğursuz olarak bilinir,kuzgun karga familyasından olup ondan daha iridir ve uzun ömürlü bir kuştur 60-70 yıl yaşadığı tesbit edilmiş ve dişisini etkilemek için yuvasına mavi renkli cam kırıklarını ayna gibi parlak nesneleri taşırmış ve bunun içinde adı hırsız kuşa da çıkmış. Kuzgunla ilgili ünlü ata sözümüz ise. "Ya Devlet başa,ya Kuzgun leşe" demişiz ve hemen eklemişiz. Kuzgu'na yavrusu Şahin görünür diye. İşte bu üç kuş felaket tellali olarak,inanç geleneklerimize yerleşmiş fakat zam... Devamı

KARA KEDİ UĞURSUZ MU KEDİNİN TARİHÇESİ

2010-10-04 20:29:00

Kedilerin insan yaşamına girişinin yaklaşık 9000 yıl önce olduğu düşünülmektedir. kıbrıs'ın güneyinde bir mezarda insan kemiklerinin yanında bir kedinin kalıntıları bulunmuştur. araç, gereç ve süs eşyalarının bulunduğu mezardaki insan kalıntısının yaklaşık 20 santimetre yanındaki küçük bir çukura bütün halinde gömülmüş olarak bulunan kedi kalıntıları, yaklaşık 30 yaşında olduğu sanılan insanla kedi arasında bağ olduğunu göstermektedir.. Bu da kedinin 9 bin yıl önce evcilleştirildiğinin bir kanıtı olarak açıklanmıştır. Kedinin Mısır ve Kuzey Afrika'da ortaya çıkmasının kanıtı başlıbaşına isminin kendisidir. Kedi kelimesi ilk kulanımı Kuzey Afrika'daki yerli kabilelerde görülen Arapça kelime 'quttah' kelimesidir. Kedi kelimesi neredeyse tüm Avrupa ülkelerinde birbirine benzer varyasyonlarda kullanılır. Mısır medeneyeti tarıma geçince  tahıl ambarlarıa fareler büyük zararlar vermeye başlarlar. Onların doğal avcıları da farelerin çok olduğu yerlerde kendilerini göstermeye başlamışlar. İnsanla  kedinin  tanışması işte bu süreçte olmuş,Mısırların kedilerin fareler karşısında etkin olduğunu fark etmesiyle birlikte bu evcilleştirme süreci hızlanır. Tarihte ilk veba salgını Mısırda görülmüş ve bu hastalığın fareler tarafından taşındığı fark edilince kediye verilen değer daha fazla artarak onu kutsal hayvan olduğunu kabul etmişler. Eski mısırda  Kedi tanrıçası Bastet'in heykelleri her evi süslemiş. İnançlarına göre:: Bastet'in kötü ruhları kovduğuna verimlilik,neşe ve sevgiyi temsil ettiğine inanıyorlardı. Yasalarına göre kedi öldürenin cezası idamdı. Kedisi ölen aile yas tutuyor ve yasta olduğunu belli etmek için aile kaşlarını kazıyord... Devamı

TARİHTEKİ ÜNLÜ AŞKLAR VE ALO

2010-10-04 18:30:00

Dünya tarihine girmiş bir çok ünlü aşk vardır. Tarih sayfaları bunun örnekleri ile doludur.  Ramses ve Nefertari, Mısır firavunu Karısı Nefertariye sevgisini ispat etmek için ilginç bir hediye vermek ister ve binlerce köle tarafından,bir dağın içini oydurarak, Ünlü Ebu Simbel tapınağını yaptırır. Bu tapınağın yapımı 20 yıl sürer ve kapı girişine Ramses kendi heykelini ve Nefertari’nin heykelini devasa boyutlarda yaptırır. Ne yazık ki Nefertari kendisine yapılan bu muhteşem yapıyı göremez. Ebu Simbelin açılış törenine giderken,Nil nehri üzerinde geçirdiği kaza sonu hayatını kaybeder. Kanuni Sultan Süleyman,Hürrem sultan,  Kanuni ve Hürremin birbirlerine yazdığı aşk dolu  mektupları günümüze kadar ulaşmıştır. Kanuni Sultan Süleyman, Orhan Gaziden  sonra kendisine nikahlı eş alan ilk padişahtır. Kanuni’nin cariyelerinden biri olan Mahidevran Sultan'dan Mustafa isimli bir oğlunu Hürrem Sultan kocasını etkiliyerek, Mustafa'yı kendisini tahttan indirmeyi planladığı inancıyla öldürttür ve Kanuni karısına olan aşkından dolayı bazı gerçekleri göremediği söylenir. Aşkın gözü körmüş..   1.Abdulhamit,Gülşan, Abdulhamitin bir çok karısı olmasına rağmen hareminde ki bir cariyesi olan Gülşana gönlü düşer ve kendisi için,kabus dolu günler başlar. 1.Apdulhamitin cariyesi olan Gülşan’a yazdığı aşk mektupları halen Topkapı sarayında muhafaza edilmektedir.   Klapatra,Jul Sezar, Kardeşi tarafından sürgüne yollanan Kleopatra'nın bir halı içinde Sezar`ın sarayına girdiği ve bu bü... Devamı

TEKSAS TOMMİKS ESKİ ÇİZGİ ROMANLAR-MAKALE

2010-10-04 18:25:00

1960'lı yılların başın da 1970'li yılların ortasına kadar,dünyamız da ve ülkemizde tam bir çizği roman çılgınlıgı vardı. Toplumun o zamanlar radyodan ve sinamadan sonra tek tutkusu çizgi romanlar oldu dersek,abartı olmaz. Genelde Anne ve babalarımız,öğretmenler bu kitapları okunmasına karşı çıkmalarına rağmen, ders kitaplarının arasında gizlice bunlar okunurdu. Çizgi romanlar haftada bir çıkardı ve yeni sayısı için,gelecek hafta resmen iple çekilirdi ve bunlar siyah beyaz olarak çıkardı,çok nadir olarak renkli olanları da vardı. Maceradan maceraya koşan bu çizği roman kahramanları büyük bir kesimin idolu haline gelmişti. Herkesin kendine yakın bulduğu bir çizgi roman kahramanı vardı. Çizği roman biriktirmek,değiştirmek,almak ve satmak,en büyük zevkimiz arasındaydı. Büyük kentlerde sinamaların önünde,ikinci el satışı veya takası yapılırdı,kim hangi sayısını okumamışsa,onun peşine düşerdi.   TEKSAS: En çok okunan çizgi romanlardan birisiydi,Amerikanın bağımsızlığı için Kırmızı çeketlerle yani İnğilizlerle devamlı savaş halindeydi. Bir ismide Çelik Bilek'ti ve avcıların lideriydi başında kunduz kürkünden yapılmış bir şapkası,ayağında avcı çizmeleri ve kısa kollu avcı yeleği klasik giysileriydi. Silah olarak tek atımlık ve ağızdan dolma tüfeği,belinde kemerinin arasına sıkıştırılmış kılıfsız yine tek atışlı tabancası,yine belinde yana doğru kılıfında bir avcı bıçağı ve boynunda da asılı borutluğu vardı. Ö... Devamı

ATATÜRK HANNİBAL VE YILDIRIM BEYAZIT

2010-09-26 08:45:00

Kartaca, M.Ö 814 yılında, Filistin topraklarında bulunan Tire (Sur) kentinden gelen Fenikeli tüccarlar tarafından Tunus yarımadasında kurulmuş olan bir kenttir. Fenike dilinde "Kart-haşadt" yani "Yeni Şehir" anlamına gelmektedir HANNİBAL, M.Ö. 246 ile M.Ö. 183 yılları arasında yaşamış  Kartacalı politikacı ve general.  Ünlü Kartacalı komutan  Hamilcar Barca'ın oğludur.    Babası bir çok defa Romalılarla savaşmış ve savaş alanından mağlup olarak ayrılmış.  Babası oğlu Hannibala  Romaya olan kininden ötürü küçük yaşlarında Romadan ve Romalılardan intikamını alması için yemin ettirir. Hannibal içinde Romalılara karşı beslediği kinle ile büyür.  Kısa bir süre sonra babasının ölümünü müteakiben, eniştesi ve kardeşinin yardımıyla asker olur.. Hannibal doğrudan Roma’ya saldırmaya kara verir. Tarihe geçen şu sözleriyle  “ YA YENİ BİR YOL YAPACAĞIZ, YA DA YENİ BİR YOL BULACAĞIZ! ” Efsaneleşir. Romalıları arkadan kuşatmak ve savaşın Roma topraklarında olmasını istediği için 219 yılının Eylül ayında 100 bin asker ve o günkü çağda savaş meydanlarında tank görevi yapan 37  fil ile 24 bin km sürecek yolculuğuna başlar. Alplerin 2500 rakımında ve çetin kış şartlarında 200 km ölüm yolunu hiç durmadan ve yiyecek olmadan ordusunun yarısını Alplerde ölü bırakarak imkansızı başarır ve İtalya'ya ulaşması yedi ay sürer. Roma 'nın tarihteki en büyük düşmanı artık Roma topraklarında at koşturmaktadır. 2.Pön Savaşı’ndaki başarısı onu İtalya’da tanınmasına ve Roma işgali altındaki halkların yanında yer almasına sebep olur..  Filleri içeren ordusuyl... Devamı

SOLAK OLMANIN AVANTAJLARI VE DEZAVANTAJLARI

2010-09-18 13:29:00

Bilim adamları sağlaklardan solakların daha zeki olduğunu kabul ediyorlar ama tıp solakların sağ elini kullananlardan dokuz sene kısa yaşadıkları görüşünde birleşiyor ve solakların avantajları ve dezavantajları teraziye konarak tartılırsa insanın uzun yaşama isteği, en önemli faktörse solaklar resmen dokuz sene gibi farkla rakiplerine dezavantajlı konuma düşüyorlar. .Dünya düzeni sağ elini kullananların üzerine kurulu olduğu için onlara bu düzen ters gelerek, daha fazla kaza yapma, sakarlık ve bunların etken olduğu ölümcül sonuçlar meydana geldiği ve bazı hastalıkların onlarda daha fazla baskın olduğu tespitlerini baz aldığımızda dokuz senelik yaşam farkı ortaya çıkarıyor. Tarih boyunca solaklara iyi gözle bakılmamıştır, bizde onlara solak yerine çolak denme alışkanlığı vardır. Anadolu’da aile tarafından çocuğun sol elini kullandığı fark edildiği zaman hemen kaşık, çatal, sol elinden alınarak sağ eline tutuşturulurdu ve sağ elini kullanması için baskı başlardı. Eskiden Japonya da bir erkek karısının solak olduğunu öğrendiği zaman onu boşama hakkına sahipmiş. Orta çağda solakları lanetli görüldükleri için, şövalye yapmıyorlarmış tabi ki burada ki etken rakibine karşı avantajlı olmasını önlemek için alınmış bir önlem olarak düşünülebilir ve solakları özel kılan 13 ağustos gününün bütün dünya da solaklar günü olarak kabul edilerek kutlanması. Bilim adamları solakların beyinin matematik bölümünü daha iyi kullandıklarını ve her ne kadar bilimsel olarak kanıtlanmamış da olsa, solakların, müzik, sanat, bilim, politika ve spor gibi alanlarda artıları oldukça fazla Solaklar bütün spor dallarında rakibine ters gelir dünyanın en iyi sporcuları genellikle solakla... Devamı

AŞK ACISI ÇEKMEK NEDİR

2010-09-15 10:19:00

Aşk acısı nedir? Aşk bilim adamlarının tespitlerine göre,bir nevi hastalık,her hastalıkta olduğu gibi,vücudun o bölgesinin,acı,ağrı çekmesi gayet doğal. İşte aşk acısı da bunun bir belirtisi, aşk acısını kalpte çektiğimizi sanıyoruz ve yanılıyoruz,bunu her organımızda çekiyoruz veya yaşıyoruz dersek,abartmamış oluruz. "Aşkın, beyinde muhakeme yeteneğini çalıştıran bölümü etkisiz hale getirdiği, beyindeki kimyasallardan serotoninin aşıklarda ve saplantılı kişilik bozukluğu olanlarda aynı seviyede olduğu belirlendi". "Araştırmaya göre, aşk, beyinde güven, inanç, haz duyma ve ödüllendirme fonksiyonlarını etkinleştiriyor. Aşık olanlarda oksitosin ve vazopressin maddeleri fazla salgılanıyor ve bu da karşıdaki kişiye olan bağlılığı artırıyor ve Tek eşli kadın ya da erkeklerde daha çok oksitoksin salgılanıyormuş." Aşk acısız olmaz mı? Neden olmasın! Tabi ki olur,aşk acısının hat safhada yaşanmasının başında,beynimizin refleksleri ön plana çıkıyor. Acıyı yoğun hissetmemizin türlü sebepleri var,iyi bir ilişkide aşk acısı yerini mutluluk hormonlarına bırakıyor.Dünyaya toz pembe bakmamızı etkiliyor. Karşılıksız sevgilerde,gurur ön plana çıkarak,aşk acısı bütün benliğimizi esir alıyor,sevmek gibi sevilmemekte insanın kimyasını değiştiriyor,agrasif,içine kapanma,kendisini içkiye verme,hayat onun için hiçbir anlam ifade etmiyor. Uykuları kaçıyor,gözü başkasını görmüyor,varsa yoksa kalbindeki.,korkularımızla yaşıyoruz,acaba beni terk eder mi? Korkusu beynimizin bir kenarında devamlı var. Platonik aşklarda yani uzaktan sevmek,aşk acısını hissedenlerin başında geliyor,onu görememek,onun yanında olmamak,onun sesini duyamamak,acısını arttırıyor. Sevgililerin birbirlerine güvenmemesi,acaba sorusunu devamlı,birinc... Devamı

BİLGİSAYAR İNSANLARI APTAL EDECEK Mİ

2010-08-20 16:35:00

Son günlerde bazı bilim adamları ileriki, yıllarda insan zekâsının gerileyeceğini iddia ediyor. Gerekçeleri ise tek suçlu olarak, bilgisayar’ı gösteriyorlar. Hepimizin bildiği gibi beyin Jimnastiği dediğimiz bir olay var. Beynimizi ne kadar zorlarsak, gelişmesine, o kadar genç kalmasına katkıda bulunuyoruz... Bunlardan en basiti bulmaca çözmek gibi. Şimdi acaba şöyle bir kolaycılığa kaçıyor muyuz veya zamanla kaçacak mıyız? Bu kolaycılığın doğal sonucu olarakta gelecek kuşaklarda IQ'muzda bir düşme olacak mı? Bir arkadaşınız sizden bir konu hakkında bilgi almak istiyor veya çocuğumuz takıldığı bir dersten dolayı, size birşey sorma isteği duyduğunda, onlara vereceğimiz cevap: Bana sormana ve düşünmene artık gerek yok. Gir bilgisayara ne sormak veya öğrenmek istiyorsan, yaz ve tıkla bu kadar basit hemen karşına çıkar. Bu örneklerin sonunda bilim adamlarının endişeleri acaba haklı çıkar mı? CENGİZ DAMAR. ... Devamı

VICTOR HUGONUN BİLİNMEYENLERİ

2010-08-18 20:31:00

  Victor Hugo herkesin bildiği gibi dünya klasikleri arasına giren Sefiller romanını yazan, Fransız yazar ve şairdir. Victor Hugo’nun hayatı ilginçliklerle doludur ve dünyada ilklerin arasında tarihteki yerini almıştır. 1831-1941 arasında çok sayıda şiir, piyes ve roman yazan Hugo, 1841’de Fransız Akademisine seçildi. 1848 ihtilalinden sonra Cumhuriyetçi saflara geçti ve cumhurbaşkanlığı için aday bile oldu. Kendisi seçilemedi, ama seçilen Louis Napolyon’u destekledi. Ancak bu Napolyon da imparatorluğunu ilan edince, Hugo 1851’de Fransa topraklarını terk ederek –yirmi yıl sürecek gönüllü bir sürgünü geçireceği- Channel Adaları’na yerleşti. Burada yazdığı “Sefiller”(1861), onun en çok tanınan ve sevilen eseridir. Sefiller romanını ilk baskısı o tarihlerde Paris’de dört saat içinde satılmış ve bu satış rekorlarına girmiştir. Victor Hugo’nun Sefiller romanını sürgünde yazıp yayın evine göndermesinden sonra yazdığı mektup dünyada en kısa mektup unvanını da ona getirmiş. Sefiller romanını merak eden ünlü yazar yayın evine boş bir kâğıdın üzerinde “?” sadece soru işareti olan mektup gönderir. Yayın evinden gelen cevapta tarihte ki yerini almıştır. Victor Hugo’ya gelen mektubun içinde sadece “!” hayret işareti vardır. Ünlü yazarın sözleri de ünlü sözlerin içinde yerini almıştır, bunlardan en ünlüsü ölümü beklerken yatağından başucundakilere ettiği vasiyettir. “Tanrı''ya inanıyorum, ahirete inanıyorum; fakat hiçbir kilise papazını başımda istemiyorum. Beni seven bütün dünya insanlarının gönülden duaların... Devamı

TARİHTE ÜNLÜ AŞKLAR 1.ABDULHAMİT VE RUHŞAN

2010-08-18 19:43:00

Tarihe girmiş bir çok aşklar vardır ve o tarihlerde aşıklar bugünün teknolojik nimetleri olmadığı için aşklarını ifade etmek için mektuplara dökmüşler. Bu mektuplardan biriside Osmanlı padişahlarından ve İstanbul Topkapı sarayında bulunan 1.Abdülhamit Han’ın sevgilisi Ruhşan’a yazdığı mektuptur. Osmanlı Padişahlarının yirmi yedincisi ve İslam halifelerinin doksan ikincisi. 20 Mart 1725 yılı Topkapı Sarayında dünyaya gelir. Abdülhamid, agabeyi Sultan üçüncü Mustafa Han’ın 21 Ocak 1774′de vefatı üzerine 49 yaşında Osmanlı tahtına oturur. Abdülhamit Hanın Nükhet Seza ve Hümaşah isimli baş kadınları olmasına rağmen haremindeki bir cariye olan Rühşah’a gönlü düşer fakat cariye kendisine yüz vermez, Padişah bunun üzerine Ruhşah’a olan aşkını mektuplara dökmekte bulur ve onu yazdıkları ile etkilemeye çalışır. "Fesüphanallah! Ben kulun siz efendime bu kadar kavuşmayı arzularken benim üzüntüme, elem ve kederime ve perişan halime, derman ve açılmış yarama merhem olursun diye sizden umut beklerken, geceleri yatağıma gelmemenizin sebebi ne olabilir? Ama Allah hakkı için benim ızdırabımı dindirir. Sen bana bu anımda merhamet etmezsen kim merhamet eder. Vallahi bu halimle her gece sabahlarım, bu gece de böyle sabahlamam hak değil. Bu bir iki gecedir gelirsiniz diye beklerken, senin böyle yapmana Allah razı olmaz. Bu gece de bana gelmezsen bilirim ki, bana karşı sevgin yok. Benim bu halimi gören, düşmanım bile olsa bana merhamet eder. Akşam sabah gelip bir anlık oturman iş değildir. Kulun gelir, beni istemiyor musun diyerek, sabaha kadar ayağına yüzünü sürerdi. Benim sana olan bu halimi de Allah bilir. Eğer dünyada ömrüm tamam olsa, ölsem... Devamı

BIYIĞIN TARİHİ BIYIK ÇEŞİTLERİ

2010-08-17 17:52:00

M.Ö- 2650 Yılında eski Mısır kaynaklarında,sakaldan hariç bıyık tek başına Mısırlılarda görülmüş. Romalılar Galyalıları saç ve bıyık bıraktıkları için,Barbar olarak nitelemişler. 1447 yılında İngilterede çıkan bir yasa ile erkeklerin dudaklarının üzerindeki kılları kesmeleri yasaya bağlanmış,yanlız 400 yıl sonra İngiliz askerlerine bıyık bırakmak zorunlu hale getirilmiş.(kaynak Anabritannica) Türkler de bıyık kutsal gibi bir şey Atalarımızda tarih boyunca bıyık var. Genelde erkekliğin sembolü olarak günümüze kadar gelmiş. Bundan çok değil 25 yıl kadar önce Anadoluda bıyıksız gezmek,cesaret isterdi ve başka anlamlara sebebiyet verirdi. Bıyıksız erkekler tehna yerlerde sıkıştırılarak,Anan gibi saç uzatacağına Baban gibi bıyık bırak,denerek tartaklanırdı ve daha da ileriye işi götürürlerdi. Bıyıksız erkeklerde kendilerini,bıyıkta keramet olsa Kedide çıkmaz diyerek savunurladı. Peygamber efendimizin de bıyıklı olduğu ve sakalını ve bıyığını boyadığı bilgileri günümüze kadar gelmiştir. İslamiyette bıyık bu yüzden sünnettir. Osmanlı döneminde yeniçerilerde ve savaşcı kesiminde abartılı sakal ve bıyık ön planda. Nedenine gelince savaş sırasında,düşman askerlerine daha heybetli görünmek ve korku vermekmiş. Rakibini ilk önce moral olarak yıkacaksın taktiği o günlerde de uygulanmış. Tarihe bıyıkları ile girmiş bir çok ünlü vardır. Bunlardan Faşist lider Hitler ve o komik bıyığı ama o günkü ortamda o bıyık bir sembol olmuş ve rakibi Stalin o da başka bir idolojinin sembolü olacak bıyık tipi ile hafızalarımıza kazınmış. Dünyada bundan 20 yıl öncesine kadar en erkek millet İtalyanlarmış,en f... Devamı