DOLMUŞ TAM DOLMUŞTU-ÖYKÜ

2011-10-10 09:46:00

Bir sonbahar akşamı yine yorgun, argın işten çıkmıştım. Bütün gün, siyah bulutlarla kaplı gökyüzü, benim fabrikanın kapısından, dışarı adım atmamı hınzırca beklemişti. Bulutlar birden, yoğunluğunu üzerime kurşun gibi boşaltmaya başladı. Ceketime sıkı sıkı sarılarak, dolmuş durağına doğru, koşmaya başladım. Ara sıra çakan şimşekler yüzünden, karanlık caddelere parlak bir ışık demeti düşüyordu. İçimden dolmuşun erken gelmesi için dua ediyordum.. Gözlerimi yağmurdan açabildiğim kadarı ile uzaktan gelen arabaların farlarına bakmaya başladım ve sonunda renkli ışıklarından hatırladığım, her gün bindiğim dolmuşu uzaktan da olsa tanımıştım. Neredeyse yolun tam ortasına doğru çıkarak, araca doğru elimi ısrarlı ısrarlı kaldırdım. Sonunda yağmurdan kurtulmuştum ama uzun bir yolculuk beni bekliyordu. Dolmuş tam dolmuştu, dolmayı bırak, sanki insanlar birbirinin üzerinden taşmıştı. Zorunlu yol arkadaşlarıma şöyle bir göz gezdirdim, herkesin yüzünde günün yorgunluğu ve evine ulaşmanın telaşı vardı. Dolmuşun içinde arabesk bir müzik yankılanıyordu, müzik sesi bazen cızırtılı, bazen de gayet net duyuluyordu. Belki de şoförden başka müziği dinleyen yoktu. Dolmuş ara sıra yolcu indirmek ve bindirmek için duruyordu ama kim inmiş, kim binmiş kimsenin umurunda değildi. Birden! dolmuşa yeni binen adam, kaptan teybini kapatır mısın dedi. Şoför duymazdan geldi ve yeni binenler parasını vermeyenler, bir zahmet bozuklukları yollasınlar, diye davudi bir sesle adeta mikrofonik bir anons yaptı. Bozukluklar metal sesi çıkararak elden ele uzatıldı.. Şoför motora ara gazı vererek, pratik bir şekilde el alışkınlığı ile vitesleri değiştirdi. Aracın içine garip bir sessizlik çökmüştü. Kimi zaman teypten yükselen arabesk müzi... Devamı

KART HOROZUN İNTİKAMI-ÖYKÜ

2011-10-06 22:42:00

Eski dost! Bu gün bu kümeste değişik bir hava var,şu piliçlerin bana bakarak dalga geçer gibi gülmeleri,süslenip püslenmeleri ortada kırıtarak yürümeleri, sevinçle gıdaklamaları. Söylesene bu kümeste neler oluyor? Ben bu kümesin horoz’u değil miyim ? Şimdi beni kızdıracaklar,hepsinin tüyünü tek,tek yolacağım. -Senin galiba haberin yok? -Neden haberim yok?! -Seni yaşlandı diye gözden çıkardıklarından,bu gün kümese genç bir horoz geliyor. -Dertleri şimdi anlaşıldı! Şulara bak! Şunlara! Çilveyle sabahtan beri tüylerini düzeltip duruyorlar,sanki yeni horoz üzerlerine çıkınca çift sarılı yumurta yumurtlayacaklar. Yıllar önce bende,bu kümese geldiğimde gençtim ve şimdi olduğu gibi o zamanın piliçleride aynı havayla beni karşılamışlardı. Artık bana bıçak göründü desene,yaşlılığın kaderi işte… -Üzgünüm ama eski dostum durum onu gösteriyor. -Bak bak! Sahibimizin elinde azman gibi çil bir horoz var. -Demek kümesin yeni efendisi bu! sen onu bırakta, asıl şu piliçlerin seksi gıdaklamalarına bak. Hey gidi günler hey,öttüğüm zaman saklanacak delik ararlardı,demek ki tavukların da maskarası olmuşuz da haberimiz yokmuş,beni bıçaktan önce bunların,vefasızlığı öldürür. Şimdi ki arabalara da bu horoz kornalarını koymuyorlar mı o zoruma gidiyor,bu Çinliler bizim ötüşümüzü de taklit etmişler,resmen papuçumuz dama atıldı. Yok o arabanın korna sesi değildi, kümesin yeni efendisi çil horozun sesiydi. -Aman dikkat et! Yeni gelen horoz sana pis,pis bakıyor,eyvah ki eyvah,bir çalımla üzerine doğru gelmeye başladı. Aman! Eski dostum sen ona uyma alttan al. -Bana bak kart horoz! Sende biliy... Devamı

KEDİ KORKUSU-ÖYKÜ

2011-03-31 18:29:00

Yavru bir kedinin ağlar gibi miyavlamasıyla gözlerimi açtım. Bir süre dışarıdan gelen bu sesi dinledim. Ses daha çaresiz olarak çıkmaya başlamıştı, dayanamadım ve nisan ayının kızıla çalan seher vakti, her tarafını dikenlerle dolu salaş bahçeme çıktım. Mahmur gözlerim, beynimin komutlarına tam anlamıyla yanıt vermiyordu. Uykulu, uykulu sesin geldiği tarafa doğru yürüdüm. Yarı yıkılmış, bahçe duvarının hemen dibindeki sarmaşık gülün altında, ayakta zor duran sarı ve kaplan gibi çizgileri olan yavru bir kedi gördüm. Ayak seslerimi duymuş olmalıydı ki titrek adımlarla bana doğru yürümeye çalıştı. Her adımında sanki yıkılacak gibiydi, bende ona doğru istemeyerek, adımlarımı attım. Bacaklarıma sürtünmeye başladı, fırtınaya tutulmuş yelkenli gemi gibi güvenli bir liman bulmanın umuduyla, yalvaran bir sesle gözlerini gözlerime dikti. Ne yalan şöyleyim, kedilerden hoşlanmazdım, o bacağıma süründükçe, bütün vücudum, tarif edemiyeceğim, bir şekilde ürpermeye başlamıştı.. O yalvarır gibi miyavlayarak, bana bakıyor, bende ne yapacağımı şaşırmış,bir vaziyette ona bakıyordum. Bu arada bacağıma daha kuvvetlice sürtünmeye başladı. Üşüdüğü titremesinden belliydi, galiba karnı da açtı. Etrafıma bakınmaya başladım, bu yavrunun annesini arıyordum. Görünürde bu öksüze sahip çıkacak, başka bir kedi yoktu. Hızlı adımlarla eve doğru yürümeye başladım. O da arkamdan, dengesini zor bulan adımlarla, sığınacağı limana doğru ilerlemenin telaşına düşmüştü. Kapıyı açarak içeri girdim, kapının önüne zar zor ulaşmış ve daha yüksek sesle imdat miyavlamalarını, bana duyurma teleşına düşmüştü. Elimde süt dolu bir tasla dışarıya ... Devamı

CAN PAZARI-ÖYKÜ

2010-12-24 00:26:00

Suat kapısının önünde çalan araba kornasını duyarak, perdeyi aralayıp dışarı baktı. Zaten gözü saatte idi, ceketine uzanarak, evin kapısına doğru yöneldi, eşi Şükran hemen yanı başında ona kapıyı açtı, ayakkabılarını hızlıca giydi. -Hadi Allahaısmarladık. -Güle güle hayırlı işler olsun. Şükran yıllardır artık alışmıştı, eşi taksi şoförüydü ve geceleri çalışıyordu. Saat'e bakmasına gerek yoktu, şundan adı gibi emindi ki saat tam gecenin onikisi idi. İki çocukları vardı, biri kız biri oğlan, ikisinin de okul çağı halen gelmemişti ve onlar çoktan uyumuşlardı. Şükran çocukların odasına yöneldi ve aşağıya kaymış yorganı yeniden üzerlerine çekti, Çünkü mevsim kıştı ve çok sert geçiyordu. Yanaklarına da hafifçe buseyi konduruverdi, Suat'la evleneli sekiz sene olmuştu. Şehir merkezine uzak bir semtte iki oda bir salon yer kiralamışlar ve halen orada oturuyorlardı. Suat arabanın kapısını açarak, direksiyona geçti. -Selamünaleyküm. -Aleykümselâm. -Mehmet nasıl idi bugün işler? -Her zaman ki gibi kesattı, sütcü beygiri gibi boştan yere dolandım durdum. Senin anlayacağın yine patronla benzine çalıştık. -Tabi Ramazan ayındayız işler kesat olur, ben seni evine bırakıyım, sen yine şanslısın gündüz çalışıyorsun, iyi kötü her taraf aydınlık ve etrafı gözün görüyor. Ya ben sabaha kadar hırlısı, hırsızı, sarhoşu, orospusu uğraş dur. -Valla doğru söylüyorsun, senin ki daha zor, Allah kolaylık versin. Tamam, tamam! Sen beni şurada indir, o daracık sokağa ben seni sokar mıyım? Hadi sana hayırlı işler. -Sana da iyi geceler. Suat bir sigara yaktı, bu gece için de tarif edemediği bir sıkıntı vardı. İnşallah hayırlısı olur diye geçirdi.... Devamı

KARAKOLDA PİDE VE AYRAN VAR-ÖYKÜ

2010-11-11 17:57:00

On iki Eylül ihtilalı yeni olmuş herkes kendi gölgesinden korkuyordu. Bir gün akşam işten eve geldim, annem beni heyecanla kapıda karşıladı... -Oğlum karakoldan bir bekçi geldi ve seni sordu, bende oğlum şimdi işte dedim. O da bana yârin karakola gelsin dedi. Annemin yüzüne boş, boş baktıktan sonra, '' Başka bir şey söylemedi mi ?'' diye sordum -Başka bir şey söylemedi. Gel de uyu uyuyabilirsen, sabaha kadar ne olabilir diye, düşündüm durdum. Ne demek o tarihlerde karakoldan çağrılmak, neyse sabahı zor ettim. Sabah ilk işim, çalıştığım kuruma giderek, mazeret izini almak oldu ve telaşla karakolun yolunu tuttum. Ayaklarım! Oğlum sakın gitme der gibiydi, bir ileri, iki geri ürkek adımlarla sonunda karakolun önüne geldim. Tam karakolun bahçe kapısından içeri girecektim ki, bir sivil minibüs gelip, kapının önünde durdu. Arabadan inen sivil polislerin, bazılarının elinde tüfekler vardı ve sekiz, on kişi kadarlardı. Benden önce bahçe kapısından tek sıra halinde iki tarafı da çiçeklerle bezenmiş, dar bir yoldan karakol binasına doğru yürümeye başladılar. Ben de arkalarına takıldım. Yolun uzunluğu yirmi metre falan var, karakolun polisleri onlarda tek sıra halinde dizilmişler, gelenlere hoş geldiniz, diyerek ellerini sıkmaya başladılar. Benim de hepsi elimi sıktılar ve bana da hoş geldin faslı yapıldı, içimden diyorum ki karakolda vatandaşı böyle karşılıyorlar diye, arkadaşlara anlatsam, kimse inanmaz! Neyse ben salak, salak etrafıma bakarken, birisi yanıma geldi. ''Siz de şu masaya oturun, orada yer var dedi. İçimden anam yandım dedim, demesine de ağaçların altındaki masayı dörtlü verdim. Pideler ayranlar geldi önümüze kondu. İstersen yeme içme, sağdan, soldan hadi, hadi deyip duruyorla... Devamı

BABAM ŞAİR OLDU-ÖYKÜ

2010-11-09 07:32:00

Baba hayırdır intenete ne yapıyorsun? -kızım,canım sıkıldı da şöyle bir dolanıyorum,aslında ilkokula giderken,yazdığım birkaç şiirim var. Birisini 23.Nisan çoçuk bayramına yazmıştım da öğretmenim çok beğenmişti,birde askerde bir ve üç nöbetlerim de yazdıklarım var. Onları bir şiir sitesine yollamayı düşünüyorum... -Allaaah! Babamız şairmişte haberimiz yokmuş,baba yolla ben de arkadaşlara hava atarım,benim babam şair derim... - Deli kız dur dur! Şimdiden havalara girme,şöyle kalabalık bir site arıyorum. Bak! şu fena değil,tam istediğim gibi. hadi hadi beni yanlız bırakta olaya iyice konsantre olayım... -Babacığım, aslan babacığım,Emel`le şöyle bir dolaşalım diyordum... -Anladım anladım,şu yirmiliği al,idare et. -Sen birtanesin, benim şair babam. -Ne o herif ,bu şairlik falan nereden çıktı? -Suzan eski şiirlerim var,onları şöyle bir şiir sitesine göndersem diyorum. -Lan Osman başka haltlar yeme sakın,valla gözünü oyarım senin;dört sene nışanlı kaldık,bana hiç şiir yazmadın. Şimdi elin karılarına mı yazacan? -Yaa Suzan Allah aşkına git başımdan,şu senelik iznimde para yok,pul yok. Eve tıkıldık kaldık,bir de sen burnumdan getirme.... Haaa! Güzel karım: Hani diyordum ki,şöylee yanıma rakımı getirsen,o marifetli ellerinlede,anlarsın yaa! Kavun du, beyaz peynirdi,Allah ne verdiyse işte... -Ulan osman sen işi iyice büyüttün! Yarin birgün başımıza şair olup çıkarsın,ben seni bilmezmiyim... Ben de üst kata Ayşenin yanına çıkıyorum,biraz oturup dönerim. -Ama karıcığım hani bizim rakı? -Tamam tamam patlama getireceğiz... Hadi oğlum Osman, şu siteyi bir esir alda,millet nasıl şair olduğunu görsün,kim bilecek ? Senin ilkokulu bile bitiremediğini,öyle yaa! İlk önce şu kayıtımızı yapalım, nick diyor, işte bu &ccedi... Devamı

BENİM BABAM SENİN BABANI DÖVER-KOMİK ÖYKÜ

2010-10-24 11:46:00

İki çocuk sokakta birbirlerine girmişlerdi,yaşları beş veya altı vardı. Birisi rakibine göre kiloda daha ağır basan toramandı,aynı siklette olmadıkları bir bakışta anlaşılıyordu. Rakibine göre çelimsiz olan,toramanın elleri arasından zor bela kurtulup ,çevik bir hareketle üç,dört metre geriye kaçtı. Hemen telaş içinde,yere bakmaya başladı,yerde taş aradığı her hareketinden belli oluyordu. Sonunda kaldırımın hemen altında,kendi yumruğu büyüklüğünde,beyaz bir taş görmüştü. Hızlıca taşa doğru koştu ve taşı yerden alır almaz,Toramana atmak için pozizyon aldı. Bolkondan oğlum atma dur!diye bağırdım... İkiside başını kaldırıp bana doğru bakmaya başladılar,elinde taş olan Amca sen karışma dedi. Oğlum! Bırak ! o taşı hadi evinize gidin dedim. Bu sefer Toraman amca sen onu boşver on da o taşı atacak,yürek yok dedi. Daha sert bir sesle yavrum hadi ayrılın,bak bir kaza çıkacak dedim. Çelimsiz sarışın olan,toramanın sözüne tepki olarak, tekrar taşı atar gibi yaptı. Toraman hiç istifini bozmadı... Elinde taş olan,gücün bana mı yetiyor diye bağırdı... Aliye niye bir şey diyemiyorsun onu görünce aynı fare gibi saklanacak delik arıyorsun dedi. Toraman sesini çıkarmadı,gözlerini rakibine dikmiş öylece bakıyordu. Rakibi şu haline bak! aynı ayı gibisin diye bağırdı, makinalı tüfek gibi arka arkaya konuşmaya başladı ve babama seni söyliyeceğim dedi Toraman yılışık bir sesle söyleee diye cevap verdi. -Sen biliyor musun ? Benim babam boksör,vallahi senin babanı da döver,söyleyimde gör. Adama bak! diye hemen ekledi. Dozer gibi gözünü bana dikmiş,etrafına bakındı,yolun kenarında park yapmış bir komyonu göstererek,hadi şunu kaldırda görelim. Toraman şaşkın gözlerle sarı komyona bir süre baktı. ... Devamı

MONToFON İNEĞİ-3 KOMİK ÖYKÜ

2010-10-24 11:44:00

Hemen kitaplarımı toplayarak, sınıftan dışarı çıktım, rezil olmuştum, bir daha ben o sınıfa nasıl girecektim. Yanlışın kralını yapmıştım, kafama hırsımı alamayıp bir yumruk vurdum. Keşke o kağıdı okumasaydım, diye söylendim. Ne olacaktı sanki disiplinse, disiplin bundan kötü olmazdı ki, sıfırmış versin, şu düştüğün durumdan daha onurlu olurdu, kendi kendime söylene söylene evin kapısını çaldım. Annem kapının arkasında beni görünce şaşırdı. -Hayırdır oğlum erken geldin! Son dersler boştu diyerek, doğru odama kapandım. Başladım kara kara düşünmeye, şimdi ben ne yapacaktım. Önümdeki seçenekler belliydi,yaa bu tiyatroya devam edecektim, ya da! okulu bırakacaktım. Okulu nasıl bırakırdım, Babama, anneme ne diyecektim, hadi bıraktım diyelim, ne yapacaktım? Sanayi de bir dükkana çırak olarak girip, sanat öğrenmeye çalışacaktım. Bundan başka şansım yoktu. Tek hedefim vardı, o da okumaktı... Ailem okusun, adam olsun diye gözümün içine bakıyordu. Babam, devamlı oğlum aman oku! Bak ! Beni görüyorsun, gecem gündüzüm belli değil, üç kuruş için el alemin kahrını çekiyorum diye devamlı bana verdiği nasihatları aklıma geldi. Babam, bir ekmek fırınında çalışıyordu ve çalışma şartları ağırdı. Evet başka şansım yoktu, okulu bırakamazdım. Bir süre sonra bu olay unutulur giderdi ama bu zaman içinde gelişecek olaylara dayanacak güç varmaydı bende,işte onu bilmiyordum. Yalnız beni zor günlerin beklediğini çok iyi biliyordum. Akşam olmuş babam işten dönmüştü, annem kapımın önünden, oğlum yemek hazır hadi gel dedi.. Yemekte onlara bir şey hissettirmemek için, yüzüme maske takıp, neşeli rolümü oynadım ve yemekten sonra tekrar odama kapandım. Şimdi bana bakan s... Devamı

MONTOFON İNEĞİ-2 KOMİK ÖYKÜ

2010-10-24 11:43:00

Okuuuuu! ikide bir sözümü kesmese okuyacağım, bu arada bütün cesaretimi toplayıp, sınıfa doğru kafamı kaldırdım. Allah! Allah! Sıralar bomboş... Garibime gitti lan bunlar nereye gittiler, yoksa teneffüs zili çaldı da herkes dışarıya mı çıktı, diye düşünmeye başladım. Birden! Gözlerim sıraların altına kaydı. Anaaa! Herkes sıranın altına girmiş bana oradan bakıyorlar, benden mi utandılar? Yoksa! Hocadan mı? Onu anlıyamadım. -Oğlum bırak arkadaşlarına bakmayı , sana onlar yardım edemezler, tek kurtuluşun var , hadi okumana devam et. Bak! Sayende mercimeğin bütün nimetlerini ögreniyoruz. Okuuuuu! Lan Haluk,senin aklına uydum, yandım ki nasıl yandım,beni resmen ateşe attın,bu orman yangını itfaiye bile söndüremez. -Kendi kendine ne konuşuyorsun, sana okuuu demedim mi? Hocam birinci soru bitti de, onu söylemeğe çalıştım. -Oğlum İkinciye geç, ondan da biraz feyiz alalım. Soru.2- İnek cinsleri nedir, ineğin sindirim sitemi nasıl çalışır açıklayın... Cevap.2- Küçük, büyük , orta baş, inekler olduğu gibi siyah, beyaz en büyük Beşiktaş, -Demek sen beşiktaşlısın öyle miii? Sesimi çıkarmadım,yine gözlerim ayakkabımın ucunda.. -Bende Fenerbahçeliyim,bunu biliyor muydun? Beşiktaşlılardan da gıcık kaparım... Devam et,Okuu.!!! Bu cinslerin arasında nadir olarak, Siyah ve beyaz renklerin karışımı kırma ineklerde vardır. İneğin yavrusuna buzağı mı yoksa dana mı denir ? İşte onu tam bilmiyorum, zaten bilsem ne olacak, inek çobanımı olacağım. -Yaa! Demek öyle, bende şimdi çoban oluyorum öyle mi? Devam et ! devam et! Ama erkeğine boğa dendiğini biliyorum, çünkü ben boğa burcundanım, aslanım boğa. İneğin kuyruğu üzerine konan sinekleri kovma işine yarar, kuyruğunu sağa, sola salladıkta kuyruk r... Devamı

MONToFON İNEGİ-1 KOMİK ÖYKÜ

2010-10-24 11:41:00

Orta ikinci sınıftaydım,o zamanlar tarım diye bir ders vardı. Tarım hocamız yaşlı bir bayandı,birgün yanımda oturan sıra arkadaşım Haluk. -Dostum Bu tarım hocası yazılı kağıtlarını vallahide billahide okumuyor dedi. Yaa !Haluk yine sallıyorsun bırak martavalı... -Vallahi doğru söylüyorum,ben iki yazılıdır,resmen maç anlatarak, kağıdı önlü arkalı doldurdum. Hop!on -Gerçekten yaa! Sen ilk iki yazılıdan da on çekmiştin. -Oğlum sen ineklemene bak, yok aşı nasıl yapılır, yok inekti, yok süttü, uyanda balığa gidelim uyan. Kafama birkaç kez elindeki tarım kitabıyla vurduktan sonra. Bırak lan kerizliği saksıyı çalıştır dedi. İçimden ulan biz o kadar kitabı ezberleyelim sonuçta altıyı, yediyi zor çekiyoruz ,demek ki ben ayakta uyuyormuşum, diye içimden geçirdim ve Tarım yazılısını dört gözle beklemeye başladım. Benim için sonunda, tarihi gün gelmişti. Hoca beş tane soruyu tahtaya yazdı. Bende yazılı kağıdına soruları yazdıktan sonra,cevap 1 diyerek ,iki tane A.4. önlü arkalı ful doldur durduktan sonra hocanın masasına koydum. Haluk hemen kısık bir sesle ne yaptın dedi? Senin yaptığının aynısını yaptım dedim. -Lan iki tane kağıda maç mı anlattın? Keşke maç anlatmasaydın,şimdi ikimizde maç anlatırsak belki ayıkır. -Yok ben maç anlatmadım, sorulara yakın cevaplar verdim. Aman oğlum uyandırmayalım, başımıza sonra iş alırız. Aradan günler geçti, tarif edilemez bir heyecanla yazılı kağıtlarının okunmasını resmen iple çekiyordum . Evet sonunda beklediğim o büyük gün gelmişti, hocamız yazılı notlarını okumaya başladı, herkesin notları okundu ama benimkini okunmadı. Suçlu psikolojisi içinde, sıramda sessizce bakalım ne olacak diye oturuyorum, hoca hiçbir şey olmamış gibi Ders anlatmaya başladı, dayanamadım elimi... Devamı

ASKERLİK ANISI-KOMİK ÖYKÜ

2010-10-24 11:28:00

Askerliğin Türk insanında ayrı bir yeri vardır. Bizler için askerlik vatan ,namus borcudur, askerde iken,devamlı şafak sayılır ve sivilliğin özlemi çekilir,her fırsatta da sivillik yaşantısı dile getirilir. Gel tezkere gel,sevgili,nişanlı anne lafı hiç dillerden düşmez. Askerlik bittikten sonra işti,evlilikti derken,her ortamda askerlik anıları bir ömür boyu ballandıra ballandıra anlatılmaya başlanır ve anlata anlata da bitmez. İster elli yaşında,ister yetmiş yaşında ol,o günler daha dün gibi hatırlanır ve anlatılırken de yaşanır. Bölük komutanından tut da,tertip`in,alt devrenin,üst devrenin bütün isimleri akılda tutulur ve asla unutulmaz,silah arkadaşı olmak ömür boyu geçerlidir. Asker arkadaşının yeri ve statüsü çok farklıdır,o kimse ile değişilmez,görüşmeseler bile yıllarca anılarda kalır. Yaş kaç olursa olsun çaktırmadan askerlik resimlerine bir bahane bulunup sık,sık bakılır. Bazıları asker resimlerini,çerçeveletip evin oturma odasının duvarına gururla takar,çay içilirken veya televizyon seyrederken,kaçamak gözler devamlı asker resmine takılır. Taşıdığı silahın künyesini,bir çırpıda,sular seller gibi ezbere söylenir. Tabi ki bu askerlik anıları da,avcıların ki gibi ister karavana at,istersen dolu at,yani atış serbesttir. Yeter ki atmasını ve dinletmesini bil,mantığı geçerlidir. Bir gün yine bir arkadaş meclisinde,muhabbet ederken,laf döndü dolaştı askerliğe geldi. Hüseyin arkadaşımız sazı bir aldı eline,pir aldı;çal Allah çal,sıra bize gelsin diye dört gözle bekliyoruz ama nafile,sazı elinden bırakmaya hiç niyeti yok. " Fi tarihinde İzmir`de askerdeyim,Yunanla ... Devamı

LAN BUNUN KİMYASI DEĞİŞMİŞ-KOMİK ÖYKÜ

2010-10-24 11:25:00

Ya şu bizim Nuri değil mi? -Evet o da! Ya buna ne olmuş böyle? Allah Allah! Kıvırtarak yürüyor,aynı nonoşlara benzemiş... Dur! Bunda bir iş var,hele şunu bir çağrılalım da,işin aslını öğrenelim Nuri... Nuri... - Merhaba canlar,nasılsınız bakim? -Ulan Nuri sana ne oldu? -Ne olmadı ki, sormayın,canlar yaramı deşmeyin. -Ulan oğlum senin,o pala bıyıklara,o kapkara kaşlara,o kıvırcık saçlara ne oldu yaa? Ne bu halin? -Hadi şuradan çay söyleyin bakim,bende size neler olduğunu anlatıyım. -Lan senin konuşmanda,sesinde değişmiş,mahallenin en harbi delikanlısı sendin bee.. Hepimiz sana özenirdik,şimdi kılık değiştirişte,bizi de mi madara edecen? -Ayol durun şu çayımdan bir fırt çekeyim... -Allah Allah! Adama bak resmen,şöyle böyle olmuş. -Ayol çatladınız mı? Biraz sabır hepsini anlata cam. Bundan on gün önce;kalbimin üzerinde bir ağrı hissettim,doğru hastaneye,sende kalp rahatsızlığı olabilir dediler,hemen bana bir anjio yaptılar. Tabi taa... Kasıktan,kalbe doğru bir hortum soktular. -Eee? -Sabret canım sabret. Kalbinde bir şey yok,diyerek beni göğüs hastanesine havale ettiler,rot gen,damardan ilaçlı tomografi derken, akciğerinde leke var dediler. -Haydaa! -Ondan sonra canlar,burnumdan taa akciğerime hortum soktular,oradan iki parça alıp,biyopsiye yolladılar. -Lan Nuri bayıltma,uyuşturma yok mu hiç. -Yok anasını satayım sen dayanırsın dediler,bir iki çırpındım,ama nafile Eee!!? -Evet sonra canlarım,midene bakaca cağız ,belki midendeki bir şey bu ağrıya sebep veriyordur dediler ve bana geceden muhsili içirdiler,sabaha kadar h... Devamı

OĞLUM DUR İNTAHAR ETME-ÖYKÜ

2010-10-11 10:52:00

-Ali oğlum,bu soğukta çatıda ne yapıyorsun? İnsene aşağıya. -Ahmet amca televizyon antenine çıkmıştım,merdiven düşmüş inemiyorum,şu merdiveni bir zahmet düzeltiver ineyim. -Ne intihar mı edeceksin!? Oğlum yapma! Daha çok gençsin şimdi ben itfaiyeye haber veriyorum,onların merdiveni var. -Ahmeeet amcaaa! Bu da duymaz ki gazı goz anladı,yaa nerden çıkarıyorsun intiharı falan,alooo merdiven diyooruuum. Oğlum tamam! Sen hiç merak etme şimdi aloo diyorum itfaiye`ye ve polise,sakın atlayayım deme! -Ahmeeet Amcaaa,yaa yanlış anlıyorsun. -Alo itfaiye bizim çatıya bir çocuk çıkmış,kendimi aşağıya atacağım diyor,çabuk yetişin ,poliside arıyorum,tamam tamam! adresi veriyorum,siz çabuk yetişin. -Oğlum Ali ben alo dedim geliyorlar,yavrum kıyma kendine yazık be! Evladım!Kendine acımıyorsan annene,babana acı, sevmiyorsa sevmesin,sen aslan gibi delikanlısın elini sallasan ellisi. Bak! Yemin ediyorum,sana torunumu alacam,hemde düğününü kendi ellerimle yapacağım,yavrum ne olursun atlama. -Ahmet amcaaa! Gözünü seveyin ne olusun,konuşma sus! Ali oğlum meraklanma bak! Poliste geldi itfaiyede Ahmet amcaaa! Valla burada dondum! Nerdeyse kendimi aşağıya atacağım,sen bana başkasını çağır onla konuşayım,senin kulakların duymuyorrrr! -Memur bey!memur bey! Çocuk başkasıyla konuşmam sakın yaklaşmasınlar,yoksa kendimi aşağıya atarım diyorrr,ben size aracılık yapacağım. -Ne yapalım amirim? Şimdilik yaklaşmıyalım,baksana yaklaşırlarsa kendimi atarım diyormuş. -Amirim!Burası çok yüksek, bizim itfaiye araçlarında o yüksekliğe çıkacak merdiven yok. - O zaman ne yapacağız? -Yapacak tek şey var atladığı zaman brandayı açacağız.. -Ne tarafa atlıyacağını nerden bileceğiz,hadi brandayı altına tuttunuz o yükseklikten brandayı çivi gibi deler geçer... Devamı

ŞEYTAN ARABASI

2010-08-31 19:55:00

Yıl 1967 ilkokul birden ikiye geçmiştim. Babam okul tatilinde,ağabeyimle beni Ankaranın bir ilçesine yaz tatilini orada geçirelim diye,amcama yolladı. Amcamın hali vakti yerindeydii. Oğlu Hüseyin ağabeyim yaşça bizden büyüktü ve kendisine,gıcır gıcır kırmızı renkte hemde  iki tekerlekli bir bisiklet alınmıştı. Hüseyin ağabeyim bize yeni bisikletini gösterip,hava atacak ya,hemen vakit geçirmeden, ağabeyimi arkada ki seleye,benide ortadaki didonun üzerine oturttu. Bastı pedallara  taş döşeli caddeden,yokuş aşağıya tek rakibimiz var; oda T.H.Yolları misali,binmişiz bir alemete sanki gidiyoruz kıyamete. Görenler şaşkınlıkla bakıyorlar,belkide hayatlarında ilk defa bisiklet gördüler ve o bisikleti son defa,göreceklerini nerden bilsinlerdi ki? Bisiklet karo taşlarında zıpladıkca,bende didonda hop oturup,hop kalkıyorum. Birde gözlerimi hastanede açtım. Çenemde birkaç dikiş ve sol ayağım alçıda ve başıma akrabağlarım toplanmış. Bana ne oldu? diye zorla sordum? Ben didonun üzerinde zıpladıkca,dengemi bozup,sol ayağımı nasıl becerdiysem;yokuş aşağı jet gibi giden,gıcır gıcır kırmızı bisikletin ön tekerinde ki tellerin arasına sokmuşum. Ondan sonrası tufan. Ağabeylerim anlatıyorlar: Birkaç takla atmışız,ben bunları hiç hatırlamıyorum,her halde kafamı yere vurunca bayılmışım. Onların tedavileri ayakta yapılmış. Akılsız başın cezasını ayak çeker ya;olan bana oldu. Diye hayıflanırken,büyük süpriz arkadan geldi. O zamanın kaymakamı yaralı olduğu için,bizi mahkemeye vermiş. Yasalarımıza göre bisiklete üç kişinin binmesi yasakmış ve suçmuş. Hayda,çık çıkabilirsen işin içinden nerde. Beni polis amcalar sedye ile mahkemeye taşıyorlar ve mahkeleşme başlıyor. Amcamlar,tabiki beni sıkı sık... Devamı

ÜÇ TON KÖMÜR/ ÖYKÜ

2010-08-24 17:09:00

Askerden yeni gelmiştim ve saçlarım hala kısa idi.o zamanlar uzun saç moda olduğu için, hemen göze çarpıyordum. Mahalle arkadaşım İmdat, benden bir dönem önce askere gitmiş ve terhis olalıda dört ay olmuştu. Hemen hemen bütün, günlerimiz beraber geçiyordu, büyük bir bölümü de iş başvuruları idi. Bana devamlı bir kızdan bahsediyordu,sizin evin karşısında ki binada oturuyor ama sen tanımazsın diye ekliyor du. -Biz askerde iken mahalleye taşınmılar,onun için sen tanımazsın,bende üç ay önce tanıştım. İmdat devamlı bu kızdan bahseder olmuştu,bende de bir merak uyandı,kız benim evin tam karşısında oturmasına rağmen tesadüf bu ya hiç karşılaşmadık. Yine bir gün. Ya! Tertip, ben bu kızdan nasıl kurtulacam diye lafa girdi... -İmdat canını bu kadar sıkıyorsa görüşme olsun bitsin. -Tertip iyi diyorsunda işin şekli değişti. -Nasıl yani? -Ya kız tutturdu beni istet diye,ille anneni babanı yolla,ailem bu işin adını koyun ondan sonra gezin tozun diyor. -imdat senin kızla ciddi bir ilişkin var mı arkadaş? -Yok be tertip,biz öylesine konuşuyorduk,ama o ailesine benim ciddi olduğumu söylemiş; onlarda madem ciddi,yollasın anasını babasını demişler,şimdide kız beni sıkıştırıyor. Bana bir akıl ver,nasıl kurtulacağım bu işten? -Ya sen demedin mi, ben evlenmeyi daha düşünmüyorum diye. -Söylüyorum valla tertip, ama anlamıyor ki... -Nasıl anlamıyor? Bana bak yoksa kıza ümit verdinde şimdi de yan mı çiziyorsun? -Yok valla yaa,kendi kendine gelin güvey oluyor. -İmdat bir şey söyliyecegim ama kızma... Ben askerden geldiğim günden beri, sen bu kızdan bahsediyorsun ama ben birşey anlamış değilim. Aradan günler geçti havalar soğumaya başladı bütün evlerde de odun kömür telaşı başlamıştı.O zamanlar nerde? Doğal ga... Devamı

GIZ RAZİYE-ÖYKÜ

2010-08-19 16:18:00

-Raziye artık bırak çapayı da hava kararmadan köyün yolunu tutalım,gerisini de yarın sabah erkenden gelip yapalım. -Tamam bey,sen eşeği getirde şu otları da ona yükleyelim,ineklere veririz. -Gız Raziye yağmurlar da zamanın da bir yağarsa deyme keyfimize,hadi hadi yolcu yolunda gerek. Yaa kadın şu eşeğe dürtüp durma diyom,yine inadı tutacak,bir adım atmayacak. Geçen de aynısını yaptın,gece yarısına kadar inadının geçmesini bekledik,Nuh dedi,peygamber demedi biliyorsun. Bak bu sefer yeminle söylüyorum,hem vallahi,hem billahi arkama bakmadan çeker giderim,ne haliniz varsa görün. Artık kurt mu yer? Kuş mu yer hiç umrumda olmaz anladın mı? Sana şu hayvana dürtme dedikce inadına dürtüyorsun. -İnadına yapmıyom,artık hayvan iyice kocadı,baksana haline zavallı zor yürüyor. Sana yenisini alalım dedikce duymazlığa geliyorsun,bu eşek sanki bubandan sana yadiğar kaldı da,tutturdun ölmeden olaz diye… -Sus lan ! Demek hayvanı bir an önce öbür tarafa göndermek için dürtüyon öyle mi? -Herif herif günahımı alma heç öyle şey olur mu? Yazık hayvana yürüyemiyor işte,ben ona dürtmesem sabah ezanı eve anca Varırız. -Aboo! Gız Raziye bizim ekin tarlasında ki adamlara bak. Allah Allah! Ulan bunların her tarafından ateş çıkıyor… Gız yoksam bunlar,bizim tarlayı mı yakacaklar? Çabuk yanlarına gidelim… -Anıı! Esahtan bu adamlar yanıp yanıp sönüyorlar,bak tarlanın ortasına da,acaip bir traktör çekmişler. Vay başımıza gelenler! Lan Haydar bunlar şeytan olmasın? Bak bak boyları da kısa… ... Devamı

BEYAZ SARAYDA BİR BAŞKAN

2010-08-18 19:49:00

-Efendim! Size Artık, başkanım diyebilirim. -Edward,çok teşekkür ederim de ama yarış tüm hızı ile hala devam etmekte. Rakibimizin son hamlesinide beklememiz ve ona karşı,strajedi geliştirmemiz lazım,bunu sakın unutmayın! Amerika halkının,bize gösterdiği yakın ilği,başkanlık seçimlerinde,bir adım önde olduğumuzu gösteriyor. Ekibimin ve senin çalışmalarından çok memnunum,işi gayet sıkı tutmamız lazım, ipi henüz gögüslemedik sayılır. sandıklar açılıpta,resmen başkan olduğum,belli olmadan,aynı hızla Propağandamıza devam etmemiz gerekiyor. Amerikanın en ucra yerlerinde,halkımız bizi karşılarında görmeli, -Haklısınız efendim,ama bu şiddetli kış mevsiminde,çok zorlanıyoruz. -Edward bu zor kelimesini sevmediğimi biliyorsun ve artık bu lafı duymak istemiyorum. Amerikalı güçlüdür,Atalarımız ne zor şartlarda,atlarının üzerinde, sıcağa ve soğuğa aldırmadan,kıtayı bir uçtan bir uca hemde o vahşi kızılderelilerin saldırıları altında geçmediler mi? Ya! O tren yolu işcileri kartalların uçtuğu dağların zirvesinden o rayları canları pahasına döşeyerek,güney ve kuzeyi birbirlerine bağlamadılar mı? Bizim felsefemizde,yılgınlık yok! Bunu artık,şu beyinlerinizin içine iyice sokun,bakın önümüzde sayılı günler kaldı. On gün sonra,insanlar seçim sandıklarının başında,oylarını kullanmak için, sıraya girecekler. Siz ne zannediyorsunuz,bu seçim kazanılırsa,tabii ki kazanılacak,buna da hiç şüphem yok. Ben Amerika tarihinin,en şiddetli kışında bütün mitinglerimi,halkın karşısına ceket ile çıkarak yapmadım mı? Niye böyle yaptım?Onu da hemen belirtiyim, çünkü Amerikan halkı,kendini yönetecek,güçlü başkan ister. Peki rakibim ne yaptı? Paltosuna şapkasına sarılıp,halkın arasına karıştı ve iş... Devamı

LAN BUNUN KİMYASI BOZULMUŞ-öykü

2010-08-13 00:42:00

_ Ya şu bizim Nuri değil mi? -Evet o da! Ya buna ne olmuş böyle? Allah Allah! Kıvırtarak yürüyor,aynı nonoşlara benzemiş... Dur! Bunda bir iş var, şunu bir çağrıyalımda,işin aslını öğrenelim Nuri... Nuri... - Merhaba canlar,nasısınız bakim? -Ulan Nuri sana ne oldu? -Ne olmadı ki, sormayın,canlar yaramı deşmeyin. -Ulan oglum senin,o pala bıyıklara,o kapkara kaşlara,o kıvırcık saçlara ne oldu yaa? Ne bu halin? -Hadi şurdan çay söyleyin bakim,bende size neler olduğunu anlatıyım. -Lan senin konuşmanda,sesinde değişmiş,mahallenin en harbi delikanlısı sendin bee.. Hepimiz sana özenirdik,şimdi kılık değiştiripte,bizide mi madara edecen? -Oyol durun şu çayımdan bir fırt çekeyim... -Allah Allah! Adama bak resmen,şöyle böyle olmuş. -Ayol çatladınız mı? Biraz sabır hepsini anlatacam. Bundan on gün önce;kalbimin üzerinde bir ağrı hissettim,dogru hastaneye,sende kalp rahatsızlığı olabilir dediler,hemen bana bir anijo yaptılar. Tabi taa... Kasıktan,kalbe dogru bir hortum soktular. -Eee? -Sabret canım sabret. Kalbinde birşey yok,diyerek beni gögüs hastanesine havale ettiler,rotgen,damardan ilaçlı tomoğrafi derken akciyerinde leke var dediler. -Haydaa! -Ondan sonra canlar,burnumdan taa akciyerime hortum soktular,ordan iki parça alıp,biyopsiye yolladılar. -Lan Nuri bayıltma,uyuşturma yok mu hiç. -Yok anasını satayım sen dayanırsın dediler,bir iki çırpındım,ama nafile Eee! Evet sonra canlarım,midene bakacacağız ,belki midendeki bir şey bu ağrıya sebep veriyordur dediler ve bana geceden muhsili içirdiler,sabaha kadar helada bekledim. Yine canlı canlı agzımdan,kol gibi hortumu soktular.. -Deme bee! -Dedim sonra,kalın bağırsağa bakacağız belki orda problem var dediler. -Yuh bee! Gitti adam.. -Durun daha gitmedim,bana o gecede muhsil ilaçlarını tekrar içirdi... Devamı

BİR AŞK HİKAYESİ-öykü

2010-02-13 23:26:00

Kuşların neşe ile ötmesiyle ilkbahar geliyorum diyordu, toprakana üzerindeki,beyaz yorganı atmış,uykudan uyanmıştı. Bakmayı ve görmeyi bilenler,doğanın diriliş türkülerine çoktan başladığının hemen farkına varırlardı. Parklarda yaşlılar,güneşin sıcaklığına kendilerini teslim etmişler ve mutluluk yüzlerine çökmüştü. Cihat yanındaki çocukluk aşkına üzülerek baktı. İçi kan ağlıyordu,ama neşeli görünmek için yoğun bir caba içinde olduğunu Meleğin farkına vardığını bilmeden,sahte neşesini oynamaya devam etti. Melek kanser idi,belkide hayatının son günlerini yaşıyor ve yogun bir tedavi görüyordu,ona iyi gelir diye doktorundan izin alıp, temiz havaya çıkarmıştı. Birden elini aşkının omzuna eskiden yaptığı gibi atmak istedi ama kolu havada kalıverdi,çünkü Melek gözüne kırılacak nadide bir Çin vazosu gibi göründü,kolunun ağırlığına dayanamıyacağını düşünerek vaz geçti. Melek ona dudaklarına zorla bir gülücük oturtup,gülerek baktı. Cihat yüreğinden fışkıran feryadı,kulaklarında hissetti. O da aşkına sıpsıcak bir tebessümle cevap verdi ve koluna giriverdi. Meleğin gözlerinde eskiden güneşin doğuşundaki parlaklıgı ve güzelliği görürdü,şimdi ise batan güneşi içi parçalanarak,maalesef seyretti. İçinden yıllardır beraberiz diye geçirdi.Çocukluğumuz,ilkokula beraber başlayışımız,sonra ortaokul lise derken üniversite hiç ayrılmamışlardı, hatta nikah tarihleri bile alınmıştı. Ama bu hastalık yüzünden ertelemek zorunda kalmışlardı,olsun dedi,yeterki aşkım iyi olsun, yıllarca beklemeye hazırım,Allahım sen onu sevdiklerine bağışla,içimden geçenleri biliyorsun,yarapbi bize yardım et. Meleğin adımlarını atarken,çektiği... Devamı

O YILAN KADIN-ÖYKÜ

2010-01-30 18:25:00

     Her zamanki gibi tam vaktinde,barın kapısında göründü,ürkek adımları kapının girişinde, kararsızca durdu. Bir süre tek,tek masalarda oturanları şöyle bir süzdü. Beklide tanıdık birisini arıyordu. Elimdeki büyük bira bardağını,dudaklarımla henüz buluşturmuştum ki göz göze geldik. Hemen gözlerini hızlıca gözlerimden kurtardı. Devamlı oturduğu dipteki loş masaya kararlı adımlarla yöneldi. Uzun beyaz saçları vardı, onu ilk gün gördüğüm, aynı siyah eski takım elbise yine üzerindeydi. Garsona hiçbir şey demesine gerek kalmadan,birası önüne kondu. Titreyen elleri ile bira bardağını zorla kavradı ve hızlıca büyük bir yudum içti. Sağ eli ile saçlarını şöyle tarar gibi düzelti,gözlerinin parladığı benim masamdan bile fark ediliyordu. Bir aydır bu kişiyi istemeden takip eder olmuştum,dikkat çekmemeye çalışan,hareketleri bende dayanılmaz bir merak uyandırmıştı. Anladığım kadarıyla alkolikti,akşamın bu saatine kadar zor dayandığı her hareketinden belliydi. İçkinin ilk yudumlarından sonra,ellerindeki titreme kayboluyordu ve kendine güveni geliyor,üzerindeki o suçlu psikolojisini hemen atıyordu. Etrafına daha rahat bakmaya ve kendisine olan güvenini yeniden kazandığı oturuşunun değişmesinden belli oluyordu. Bu akşam karalıydım,gidip masasına oturacaktım,ilk birasını içmesini bekledim. O da benim farkımdaydı ve kendisine olan merakımı anlamıştı. İkinci biranın ortalarına doğru yine göz göze geldik ve bana birasını kaldırarak selam verdi. Bu bir davetti,bende aynı hareketle onu selamladım ve garsona o masaya iki bira yollamasını söyledikten sonra yavaşça yerimden kalkarak benim için esrarengiz olan kişiye yöneldim. ‘Selamünaleyküm afiyet olsun,müs... Devamı

BİR KÜMESTE İKİ HOROZ-öykü

2009-12-08 12:42:00

Eski dost! Bu gün bu kümeste değişik bir hava var,şu piliçlerin bana bakarak dalga geçer gibi gülmeleri,süslenip püslenmeleri ortada kırıtarak yürümeleri, sevinçle gıdaklamaları. Söylesene bu kümeste neler oluyor? Ben bu kümesin horoz’u değil miyim ? Şimdi beni kızdıracaklar,hepsinin tüyünü tek,tek yolacağım. -Senin galiba haberin yok? -Neden haberim yok?! -Seni yaşlandı diye gözden çıkardıklarından,bu gün kümese genç bir horoz geliyor. -Dertleri şimdi anlaşıldı! Şulara bak! Şunlara! Çilveyle sabahtan beri tüylerini düzeltip duruyorlar,sanki yeni horoz üzerlerine çıkınca çift sarılı yumurta yumurtlayacaklar. Yıllar önce bende,bu kümese geldiğimde gençtim ve şimdi olduğu gibi o zamanın piliçleride aynı havayla beni karşılamışlardı. Artık bana bıçak göründü desene,yaşlılığın kaderi işte… -Üzgünüm ama eski dostum durum onu gösteriyor. -Bak bak! Sahibimizin elinde azman gibi çil bir horoz var. -Demek kümesin yeni efendisi bu! sen onu bırakta, asıl şu piliçlerin seksi gıdaklamalarına bak. Hey gidi günler hey,öttüğüm zaman saklanacak delik ararlardı,demek ki tavukların da maskarası olmuşuz da haberimiz yokmuş,beni bıçaktan önce bunların,vefasızlığı öldürür. Şimdi ki arabalara da bu horoz kornalarını koymuyorlar mı o zoruma gidiyor,bu Çinliler bizim ötüşümüzü de taklit etmişler,resmen papuçumuz dama atıldı. Yok o arabanın korna sesi değildi, kümesin yeni efendisi çil horozun sesiydi. -Aman dikkat et! Yeni gelen horoz sana pis,pis bakıyor,eyvah ki eyvah,bir çalımla üzerine doğru gelmeye başladı. Aman! Eski dostum sen ona uyma alttan al. -Bana bak kart horoz! Sende biliy... Devamı

ASKERLİK ANISI-ÖYKÜ

2009-11-28 16:25:00

Askerliğin Türk insanında ayrı bir yeri vardır. Bizler için askerlik vatan ,namus borcudur, askerde iken,devamlı şafak sayılır ve sivilliğin özlemi çekilir,her fırsatta da sivillik yaşantısı dile getirilir. Gel tezkere gel,sevgili,nışanlı anne lafı hiç dillerden düşmez. Askerlik bittikten sonra işti,evlilikti derken,her ortamda askerlik anıları bir ömür boyu ballandıra ballandıra anlatılmaya başlanır ve anlata anlata da bitmez. İster elli yaşında,ister yetmiş yaşında ol,o günler daha dün gibi hatırlanır ve anlatılırken de yaşanır. Bölük komutanından tut da,tertib`in,alt devrenin,üst devrenin bütün isimleri akılda tutulur ve asla unutulmaz,silah arkadaşı olmak ömür boyu geçerlidir. Asker arkadaşının yeri ve statüsü çok farklıdır,o kimse ile değişilmez,görüşmeseler bile yıllarca anılarda kalır. Yaş kaç olursa olsun çaktırmadan askerlik resimlerine bir bahane bulunup sık,sık bakılır. Bazıları asker resimlerini,çerçeveletip evin oturma odasının duvarına gururla takar,çay içilirken veya televizyon seyrederken,kaçamak gözler devamlı asker resmine takılır. Taşıdığı silahın künyesini,bir çırpıda,sular seller gibi ezbere söylenir. Tabi ki bu askerlik anıları da,avcıların ki gibi ister karavana at,istersen dolu at,yani atış serbesttir. Yeter ki atmasını ve dinletmesini bil,mantığı geçerlidir. Bir gün yine bir arkadaş meclisinde,muhabbet ederken,laf döndü dolaştı askerliğe geldi. Hüseyin arkadaşımız sazı bir aldı eline,pir aldı;çal Allah çal,sıra bize gelsin diye dört gözle bekliyoruz ama nafile,sazı elinden bırakmaya hiç niyeti yok. " Fi tarihinde İzmir`de askerdeyim,Yunanla o tarihlerde ortam iyice gerilmiş,ha savaş çıktı ha çıkacak,devamlı alarmlar çalıyor,gec... Devamı